
Felsefi Düşün Sayı: 25 – Zihin Felsefesi / Nisan 2026
Sayı Editörü: Ahmet EYİM (Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi)
Makalelerin özetleri ve anahtar kelimeleri için lütfen ilgili makalenin ismi üzerine tıklayınız.
MAKALELER
The Ontological Limits Of Descartes’ Doctrine Of Mind From The Perspective Of Contemporary Philosophy Of Mind
Öz
Bu çalışma, Rene Descartes’ın töz düalizmi anlayışını zihin felsefesi bağlamında değerlendirerek, bu yaklaşımın çağdaş felsefedeki geçerliliğini ve sınırlarını sorgulamaktadır. Çalışmada Descartes’ın yer kaplamayan “düşünen töz” (res cogitans) ve yer kaplayan “uzamlı töz” (res extensa) ayrımı, şüpheci yöntem temelinde ele alınarak oluşan bu düalizmin zihin-beden ilişkisine dair oluşturduğu çerçeve tartışılmaktadır. Descartes, modern bilimin en temel özelliklerinden biri olan matematikten yola çıkarak önerdiği yöntem ile modern felsefenin kurucusu kabul edilmiştir. Bu yöntem sürecinde her şeyden şüphe eden bir zihin problematiği söz konusudur. Bu yöntemi önce kendi zihninde uygulayan Descartes, en nihayetinde her şeyden şüphe etse dahi düşünen bir varlık olması gerçeğinden şüphe edemeyeceği sonucuna ulaşır. Düşünen varlık, bedenin karşısında yer kaplamayan bir töz olarak maddi olan yani yer kaplayan tözden farklı bir yapıya sahiptir. Bu nedenle Descartes, düşünsel töz ile maddi tözün bağımsız olduğunu iddia eder. Bununla birlikte, Descartes için madde ile ruhun birbirinden tözsel bağımsız olması, insan söz konusu olduğunda karşılıklı etkileşim olmadığı anlamına gelmez. Bu ise “dünya ile zihnin” tözsel olmayan “bağlantısı”dır. Bu argümanlardan hareketle, bu makale, zihin ve bedenin ontolojik bağlamda özsel olarak farklı olduğunu savunan Descartes’ın görüşlerine yöneltilen çağdaş eleştirileri analiz ederek, töz düalizminin zihin felsefesi içerisindeki güncel pozisyonunu ele almayı amaçlamakla birlikte, Descartes’ın düşünce sisteminin tarihsel önemini ve çağdaş felsefi tartışmalardaki yerini ortaya koyarak eleştirel bir değerlendirmesini sunmayı önemsemektedir.
Anahtar Kelimeler: Descartes, zihin-beden düalizmi, töz, çağdaş zihin felsefesi, ruh.
Redefining The Boundaries of The Mind: Extended Cognition with Artificial Intelligence
Öz
Descartesçı töz düalizminden günümüzün fizikalist yaklaşımlarına kadar zihne yönelik neredeyse tüm bakış açıları zihnin sınırlarını bedenden ve çevreden ayıran içselci paradigmanın ürünleridir. Bu makale, içselci paradigmanın zihnin kafatasına hapsolmuş biyolojik bir işlemci olduğu temel varsayımını eleştirerek, zihnin ontolojik sınırlarını genişletilmiş zihin teorisi çerçevesinde yeniden değerlendirmektedir. Çalışmada genişletilmiş zihin teorisinin dayandığı işlevselci bakış açısından hareketle, zihinsel süreçlerin dışsal araçlar ve yapay zekâ sistemleriyle bütünleşerek genişleme süreci analiz edilmektedir. Yapay zekâ sistemlerinin, sadece bilgiyi saklayan birer veri deposu olmaktan çıkıp analiz ve yargılama gibi üst düzey bilişsel işlevleri üstlenmesiyle birlikte, zihnin biyolojik sınırları aşan hibrit bir yapıya büründüğü gösterilmeye çalışılmaktadır. Bununla birlikte, zihinsel süreçlerin bu şekilde dışsallaşmasının yarattığı normatif krizler ele alınarak sorumluluk boşluğu problemi ve geleneksel ahlaki faillik anlayışının otonom ve öğrenen sistemler karşısındaki yetersizliği irdelenmektedir. Bu çerçevede genişletilmiş zihin teorisi, etik ve hukuk felsefesine dayatılan ontolojik bir tez olarak değil, yapay zekânın karar süreçlerindeki rolünü analiz etmek için başvurulan kavramsal bir çerçeve olarak konumlandırılmaktadır.
Anahtar Kelimeler: zihin felsefesi, genişletilmiş zihin, yapay zekâ, yapay zekâ etiği, genişletilmiş biliş.
Bilincin Bir Türü Olarak Zihin Durumu Bilincinin Yeniden Değerlendirilmesi / Sinem ELKATİP HATİPOĞLU
Reassesing State Consciousness as a Type of Consciousness
Öz
Farklı bilinç türleri arasında yapılan ayrımlar, bilinç çalışmalarını başlangıçta önemli bir kavramsal kargaşadan kurtarmış olsa da, bilincin hem öznelere hem de zihin durumlarına atfedilebilen bir özellik olarak ele alınması ve bilinç kuramlarının ağırlıklı olarak zihin durumu bilincine odaklanmasıyla birlikte yeni sorunlar ortaya çıkmıştır. Zihin durumları, öznelerinin zihinsel hayatına ait, farkına vardıkları veya varmadıkları durumlar olarak düşünülebilir ve bilinçli zihin durumları, öznesinin farkında olduğu zihin durumları olarak kategorize edilebilir. Bununla birlikte öznenin kendi zihinsel hayatını hatalı temsil ettiği durumlarda, belki de mevcut olmayan bir x zihin durumunun bilinçli olduğunu iddia etmek çelişki içerir. Zihin durumu bilinci çerçevesinden çıkıp, bilincin özneye atfedilmesiyle birlikte bu sorun ortadan kalkmaktadır. Özne x zihin durumu içerisinde olmasa bile x zihin durumuna sahipmişçesine deneyim yaşaması yine özneye ait bir özellik olacağından ötürü herhangi bir çelişki gözlenmez. Ayrıca, zihin durumu bilinci ile özne bilinci arasında ontolojik bir fark olduğu da tartışmalıdır. Makalenin amacı, üst dereceden bilinç kuramları ve bu kuramlara yöneltilen bazı eleştirileri inceleyerek, bilinci zihin durumlarının bir özelliği olarak ele almanın doğruluğunu sorgulamaktır.
Anahtar Kelimeler: bilinç, zihin durumu bilinci, özne (geçişli) bilinci, üst-dereceden bilinç kuramları, hedef zihin durumu, üst-dereceden zihin durumu.
Artificial Intelligence and Phenomenology: Possibilities And Limits
Öz
Bu makale, yapay zekâ projesini fenomenolojik bir çerçevede ele alarak, insan benzeri bilinç ve anlamanın makinelerde gerçekleştirilmesinin olanak koşullarını ve yapay zekâ projesinin ilkesel sınırlarını tartışmaktadır. İlk bölümde, Hubert L. Dreyfus’un sembolik yapay zekâya yönelttiği fenomenolojik eleştiriler incelenmekte; bedenlilik, arka-plan bilgisi ve beceri (know-how) kavramları temelinde hesaplamalı-işlevselci paradigma sorgulanmaktadır. Fenomenolojik analiz, insan bilişselliğinin bağlama gömülü, holistik ve önermesel olmayan bir yapıya sahip olduğunu; bu nedenle ayrık sembolik temsillerin kural-temelli manipülasyonuna indirgenemeyeceğini ortaya koymaktadır. İkinci bölümde, derin öğrenme, büyük dil modelleri ve pekiştirmeli öğrenme gibi çağdaş yaklaşımların, Dreyfus’un eleştirilerine ne ölçüde yanıt verdiği değerlendirilmektedir. Bu alternatif modellerin sembolik yapay zekâya kıyasla daha esnek ve bağlamsal çıktılar üretebildiği kabul edilmekle birlikte, bu türden ilerlemelerin insan benzeri bir anlamayı gerçekten olanaklı kılıp kılmadığı sorusu tartışmaya açık kalır. Son bölüm tam da bu doğrultuda, bilincin ayırt edici özelliği olarak yönelimselliğin bir makinede örneklenip örneklenemeyeceği sorusuna odaklanmakta ve makale, güncel yapay zekâ sistemlerinin insan bilincinin fenomenolojik koşullarını karşılamaktan ilkesel olarak uzak olduğu sonucuna varmaktadır.
Anahtar Kelimeler: Fenomenoloji, yapay zekâ, Dreyfus, Husserl, bedenlilik, arka-plan bilgisi, beceri bilgisi, yönelimsellik.
In Defense of Dennett: Responding To Searle on The Problem of Artificial Intelligence ‘Consciousness’
Öz
Bu çalışmada John Searle ve Daniel Dennett’in bilinç kuramları, güçlü yapay zekâ tartışması bağlamında karşılaştırmalı olarak ele alınmaktadır. Literatürde yaygın olan yorumlardan biri, Dennett’in materyalist bilinç anlayışı nedeniyle güçlü yapay zekâ tezine yakın durduğu yönündedir. Bu makalede ise bu yorumun tartışmalı olduğu ve Searle’ün Dennett’i güçlü yapay zekâ savunucusu olarak okumasının yeterince temellendirilmediği ileri sürülmektedir. Bu amaçla Searle’ün biyolojik doğalcılığı ve Çince Odası düşünce deneyi ile Dennett’in çoklu taslaklar modeli karşılaştırmalı biçimde incelenmektedir. Çalışmada, her iki düşünürün de bilinci biyolojik ve evrimsel süreçlerle ilişkilendirdiği, ancak bilincin yapay sistemlerde ortaya çıkabileceği iddiasına karşı farklı gerekçelerle sınırlayıcı bir tutum benimsedikleri gösterilmeye çalışılmaktadır. Bu çerçevede, Dennett’in kuramının güçlü yapay zekâyı doğrudan desteklediği yönündeki yorumların tartışmalı olduğu ve Searle’ün eleştirilerinin bazı noktalarda genelleştirici kaldığı savunulmaktadır. Sonuç olarak, Dennett’in bilinç anlayışının, indirgemeci bir güçlü yapay zekâ yorumuna indirgenemeyeceği ve bu tartışmanın zihin felsefesi literatüründe daha dikkatli kavramsal ayrımlarla ele alınması gerektiği ileri sürülmektedir.
Anahtar Kelimeler: bilinç, yapay zekâ, Searle, Dennett, Çince odası düşünce deneyi, çoklu taslaklar modeli.
What is The Position of Consciousness in Being? A Cosmopsychist Theory
Öz
Zihin felsefesinde “bilincin zor problemi” olarak adlandırılan qualia sorunu, özetle, bilincin fenomenal yönlerinin beynin işlevsel yapısıyla nasıl ilişkilendirilebileceği konusundaki açıklama eksikliğine işaret eder. Bu problem karşısında, materyalist ve düalist yaklaşımlar başta olmak üzere çeşitli teorik çerçeveler geliştirilmiştir. Bu yaklaşımların önemli bir kısmını oluşturan indirgemeci teoriler, bilinci temelde beyinde gerçekleşen fiziksel süreçlerle özdeşleştirmeyi hedeflemiştir. Ne var ki, özsel olarak öznel bir nitelik taşıyan bilinç durumlarını, doğası gereği nesnellik ilkesine dayalı bilimsel yöntemlerle açıklama girişimleri, henüz tatmin edici bir sonuç üretememiştir. Öte yandan, zihinsel olanla fiziksel olanı ontolojik düzlemde birbirinden tamamen ayrı iki varlık alanı olarak konumlandıran düalist yaklaşımlar, bu iki alan arasındaki etkileşimin doğasına ilişkin tutarlı ve açıklayıcı bir model ortaya koyamamışlardır. Bu açıklama eksikliği, özellikle son dönemde, bilinç sorununa daha bütüncül bir ontolojik çerçeveden yaklaşmayı amaçlayan panpsişist teorilere yönelik ilginin belirgin biçimde artmasına yol açmıştır. Panpsişizm, genel hatlarıyla, bilinçli fenomenlerin temelini mikrofiziksel düzeydeki yapıların içine yerleştirmeyi amaçlayan bir görüştür. Bu yaklaşıma göre bilinç, sonradan ortaya çıkan bir olgu değil, evrenin ontolojik dokusuna içkin bir özelliktir. Ancak, mikrofiziksel yapılarda varsayılan bilinçli fenomenlerin nasıl olup da birleşerek insana özgü bütünlüklü bilinç deneyimlerini oluşturduğu sorusunu gündeme getiren “kombinasyon problemi”, panpsişizm açısından ciddi bir felsefi tehdit teşkil etmektedir. Bu soruna yanıt arayışıyla geliştirilen, bilincin temelini atomistik yapılardan ziyade kozmosa atfeden kozmopsişizm yaklaşımı ise söz konusu güçlüğü aşma potansiyeli taşımaktadır. Ancak kozmopsişizmde kendi içinde belirli problemler ile karşı karşıyadır.Bu çalışma, söz konusu problemlere tatmin edici çözümler getirilebilmesi durumunda, kozmopsişizmin bilinç olgusuna ilişkin alternatif bir kuramsal çerçeve olarak değerlendirilebileceğini öne sürmektedir.
Anahtar Kelimeler: qualia, bilinç, zihin felsefesi, fizikalizm, panpsişizm, kozmopsişizm.
The Thinking Body, The Acting Mind: An Inquiry into The Embodied Nature of Mind in Gilbert Ryle and Maurice Merleau-Ponty
Öz
Bu çalışma, Gilbert Ryle’ın zihin kavramına ilişkin çözümlemeleriyle, Maurice Merleau-Ponty’nin vücut anlayışını karşılaştırarak zihin felsefesinin temel sorunlarından biri olan zihin–beden ilişkisine alternatif bir okuma sunmayı hedeflemektedir. Zihnin doğası, nasıl işlediği, bedenle hangi düzeylerde ilişkilendiği ve zekânın bedensel temelleri gibi merkezi sorular etrafında şekillenen bu karşılaştırma zihni, yalnızca düşünsel bir töz olarak değil eylem içinde vücuda gelen/bedenlenmiş bir bilinç olarak kavramanın mümkün olduğunu ortaya koyarken, aynı zamanda analitik ve fenomenolojik geleneklerin ortak bir zihin felsefesi ufkunda kesişebileceğine de dikkat çekmektedir. Ryle’ın zihnin davranışsal bir “yatkınlık” olduğu yönündeki yorumu, zihinsel işleyişin dışarıdan görülebilir yapısını açıklarken, Merleau-Ponty’nin “algısal bilinç” kavrayışı, zihinsel durumların yaşantısal boyutunu vurgulamaktadır. Bu karşıtlık, zihnin yapısına dair birbirini tamamlayan iki farklı yanıt sunarak, Kartezyen düalizmin ötesine geçmekte ve çağdaş zihin felsefesi tartışmalarının bedenlenmiş biliş (embodied cognition) yaklaşımının da bir öncülünü oluşturmaktadır. Her iki filozofun zihin–beden ilişkisine dair görüşleri, zihinsel süreçlerin yalnızca bilişsel değil aynı zamanda bedensel ve davranışsal temellerini açığa çıkararak zihin kavramını yeniden düşünmeye katkı sağlamaktadır. Felsefi gelenekleri ve yöntemleri farklı olmasına rağmen bu iki düşünürün davranış, vücut ve zihne dair yaklaşımları arasında dikkat çekici paralellikler mevcuttur. Ryle’ın “Nasıl Yapılacağını Bilmek” ve “Ne Olduğunu Bilmek” arasında yaptığı ayrımın zemininde yer alan ‘becerikli davranış’ açıklamaları ile Merleau-Ponty’nin ‘vücutsal alışkanlık’ betimlemeleri arasında keşfettiğimiz bu yakınlık, zihinsel eylemin özünün bedensel beceride olduğunu ortaya koymaktadır. Bu bağlamda çalışmanın hedefi Merleau-Ponty’nin algı, davranış, yönelimsellik, vücut şeması ve anonimlik gibi bazı kavramlarının Ryle’ın yatkınlıklar olarak ifade ettiği zihinsel davranışlarla ve zeki ya da başarılı eylemlerle ilişkisini ortaya koymaya çalışmaktır.
Anahtar Kelimeler: zihin felsefesi, Gilbert Ryle, Maurice Merleau-Ponty, zihin, vücut, yatkınlık, beceri, alışkanlık.