yeni sayı

 FD9_humanism

Felsefi Düşün Sayı:9 – Batı’da ve Türkiye’de Hümanizm: Dün-Bugün / Ekim 2017

Sayı Editörü: Sadık TÜRKER (Kırklareli Üniversitesi)

Makalelerin özetleri ve anahtar kelimeleri için lütfen ilgili makalenin ismi üzerine tıklayınız.

 

Bu Sayının Hakem Kurulu

Cengiz Çakmak (İstanbul Üniversitesi)

Uğur Ekren (İstanbul Üniversitesi)

Hüseyin Subhi Erdem (İnönü Üniversitesi)

İlhami Güler (Ankara Üniversitesi)

Rahmi Karakuş (Sakarya Üniversitesi)

Enver Orman (İstanbul Üniversitesi)

Tunç Özben (Kırklareli Üniversitesi)

Hakan Poyraz (MSGSÜ Üniversitesi)

Harun Tepe (Hacettepe Üniversitesi)

Aydın Topaloğlu (İstanbul Üniversitesi)

Hüseyin Gazi Topdemir (Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi)

Kasım Turhan (Afyon Kocatepe Üniversitesi)

Celal Türer (Ankara Üniversitesi)

Şafak Ural (İstanbul Üniversitesi)

 

   MAKALELER

Abdullah Cevdet Düşüncesinde Hümanist Tavır / Ahmet ÇAPKU

Özet

Kökleri ‘insan her şeyin ölçüsüdür’ diyen Protagoras’a kadar çıkan, insanı en yüce değer olarak gören ve hadiseleri doğaüstüne başvurmadan rasyonel zeminde açıklamayı esas alan hümanizm, özellikle Rönesans ve sonrası dönemde önem arzetmiş bir akımdır. Onun için bu akım, Eski Yunan’ın etiki, sanatı ve felsefesini dikkate değer bulmuştur. Tanzimat sonrası Osmanlı Devleti, Batı’yı sistemli şekilde anlamaya çalışmış, bir takım kurumlar batılı tarzda inşa edilmeye başlanmıştır. Cumhuriyet dönemi hümanizmi ve aydınlanmasında II. Abdulhamid dönemi siyaseti bu açıdan önemlidir.  Birinci Dünya Savaşı sonrası ulus devlet yapısının da etkisiyle İslam toplumları arasında hümanistik bakış açısı ile kimi önemli düşünce insanları gündeme taşınmıştır. Bu çalışmada Cumhuriyet dönemi hümanizm hareketine katkısı noktasında Abdullah Cevdet’in düşüncesine yer verilmiştir. Hümanizm hareketinin Ortaçağ ve antik Yunan düşüncesiyle ilgisi göz önünde tutularak sözü edilen akımın benzer yönleri Cevdet’in düşüncesinde aranmıştır. Abdullah Cevdet’in yaşamı ve yapıtları dikkate alındığında onun, Cumhuriyet dönemi hümanizm hareketinde öncü kişilerden olduğu görülür. Bu itibarla Cumhuriyet dönemi aydınlanma ve hümanizmini daha iyi anlamak için Cevdet’in din ve akıl, Doğu-Batı düşüncesi sentezi, siyaset ve yeni ahlak anlayışı ile ilgili hümanistik tavrı incelenmeye değer bulunmuştur.

Anahtar Kelimeler: Abdullah Cevdet, Aydınlanma, hümanizm, eleştiri, batılılaşma.

İnsan ve Sonrası / Ezgi Ece ÇELİK

Özet

İnsan her şeyin ölçüsüdür kabulünden hareketle Avrupa’da temelleri atılarak yaygınlaşan hümanizm doğrultusunda insanın aklı ve vicdanı yaşamdaki yol gösterici olarak önem kazanmıştır. Düşünce ve inanç özgürlüğünün olduğu bir toplumda insanın, kendini, sınırlarını tanıması, aynı zamanda evreni, doğayı tanımasıyla bağlantılıdır. Bu doğrultuda, aklın hakikat yolculuğu, bilim etkinliği üzerine kurulu Batı medeniyeti tarihini oluşturmuştur. Batı tarihinde aklın yüceltmesi, bilimin ve teknolojinin gelişmesinde her zaman itici güç olmuştur. Bu bağlantıyı göz önünde bulundurarak, insanın doğayı keşfinden fethine uzanan süreçte, çağımızın insan tasarımları üzerinde durmak, gerek bilimsel ve toplumsal gelişmeleri gerekse insan-doğa ilişkisini değerlendirmek bakımından önemlidir.   Bu çalışmada da, çağımızın “insan” tasarımlarının, hümanizm ile bağlantısı gösterilerek değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda, özellikle Rosi Braidotti’nin post-human düşüncesine odaklanılarak, insan ve doğa ilişkisi üzerinde durulacaktır. Ayrıca, bilimsel ve teknolojik gelişmeler doğrultusunda Ray Kurzweil’in öncülüğünde ortaya çıkan trans-hümanizm akımına değinilerek, çağımızda insan ve hümanizm teknolojik gelişmeler ve insanın doğayla bağlantısallığı göz önünde bulundurularak tartışmaya açılacaktır.

Anahtar Kelimeler: İnsan, post-human, trans-human, teknoloji, doğa.

Hümanizmin Radikalleşmesi Olarak Transhümanizm / Ahmet DAĞ

Özet

İçinde bulunduğu hal, mekân ve zihni süreçten memnuniyetsiz olan insan, başlangıcı ya da yaratılışından beri kendini hep bir arayış ve serüven içinde bulmuştur. Nitekim Ademle başlatılan hikayesinde, inşa ettiği mitolojisinde, geliştirdiği felsefe-biliminde, Rönesans ve Aydınlanma dönemlerindeki yaklaşımında, ticari kapitalizm, sanayileşme ve son olarak teknolojikleşmesi sürecinde bu arayış ve serüveni görürüz. Yiyeceği bir meyveyle, çalacağı bir ateşle ve Tanrı’yı konumlandırmasıyla yani mitolojik tahayyülüyle ve teolojik yaklaşımlarıyla, fikre ve olguya yönelik zihni tasavvuruyla (felsefe-bilim), aletleri ve makinaları kullanımıyla (teknik-sanayi) içinde bulunduğu hali değiştirme teşebbüsü içerisinde bulunmuştur. Ortaçağ Hıristiyanlığında insan-tanrı birleşimi, Rönesans ve Aydınlanma dönemindeki seküler-maddi yaklaşım, pozitivizmin tetiklediği sanayileşme ve kapitalizm süreçleri metafizikten kopuk maddileşmiş insanı doğurmuştur. Hümanizm süreci, -tanrının yerinden edilerek insanı merkez eden bir teşebbüs- insanı teskin etmemiştir. 1970’lerdeki yüksek teknoloji (high tech) süreci hümanizmi de aşan transhümanizm sürecini doğurmuştur. İnsan, tanrıyı konumundan elde etmekle yetinmemiş yaşlanmaya, hastalığa, biyolojik kusura, acıya veya ağrıya, aptallığa, hatta ölüme üstün gelme mücadelesi içine girmiştir. Mutlu kılmak istediği kendi nesli için yalıtılmış ve acısız bir dünyada yaşamak isteyen insan yani transhuman inşa etme amacı içindedir. İnsana ait biyolojik ve fiziksel sınırları aşmaya çalışarak insanı hem cyborg hem tanrılaştırma sürecine sokmuştur. İnsan, hümanizm süreciyle yetinmemiş transhümanizm sürecine girme gereği duymuştur.

Anahtar Kelimeler: Hümanizm, transhümanizm, teknoloji, cyborg, biyonik insan.

İtalyan Siyasal Düşüncesinde Hümanizm: Machiavelli, Gramsci Ve Ciliberto / Sevgi DOĞAN

Özet

Bu makale İtalyan siyasal düşüncesinde hümanizm fikrini ve Rönesans’la ilgili kimi görüşleri tartışmayı ve bu görüşlere dair yeni bir yorum getirmeyi amaçlamaktadır. Hümanizm nedir? Neden hala günümüzde bile tartışılmaktadır? Yeni bir hümanizm fikri ve tanımı mümkün mü? Bu sorular, Nicolò Machiavelli ve Antonio Gramsci gibi hem klasik hem modern bazı İtalyan düşünürler açısından sorulacak ve cevaplanacaktır. Machiavelli insanın durumunu ve doğasını yeni siyasal kavramları olan virtù ve fortuna ile açıklar. İnsanın doğasının yarattığı insanın durumunun içinde bulunduğu krize ilişkin çözüm siyasal eylem sayesinde mümkündür. Machiavelli’nin özgünlüğü onun insana etik ya da ahlaki olarak değil, siyasal açıdan yaklaşmasında yatar. Gramsci’nin hümanizm ve Rönesans eleştirisi ve praksis felsefesiyle, yeni hümanizm fikri hümanizme ve Rönesans’a farklı bir bakış açısını anlamamızı sağlayacaktır. İnsanın durumu hümanizm ve İtalyan Rönesans’ının sorduğu temel sorulardır. İtalyan Rönesans’ının günümüz düşünürlerinden Michele Ciliberto’nun Il nuovo umanesimo (Yeni Hümanizm) adlı kitabı, XV. ve XVI. yüzyılların hümanist metinlerinden yola çıkarak hümanizm kavramını yeniden incelememize yardımcı olacaktır.

Anahtar Kelimeler: Hümanizm, Rönesans, insanın durumu, insan doğası, virtù, fortuna, Machiavelli, Gramsci, yeni hümanizm, essere, apparire, rovesciamento.

Hümanizm, Teosentrizm Ve Jacques Maritain / Hakan GÜNDOĞDU

Özet

Yirminci yüzyılın başından bu yana Batı düşüncesinde ortaya çıkan farklı ve hatta birbirine zıt görünen hümanizm anlayışları, Batılı hümanist düşünürler arasında hümanizm nedir sorusunu açık bir tartışmaya dönüştürmüştür. Bu durumun tipik bir örneği, yeni Thomist Fransız filozof Jacques Maritain’ın (1882-1973) teosentrik hümanizm iddiasıdır. Maritain, teosentrik hümanizminde, hümanist düşünce geleneği içinde yer alan insan merkezlilik, insanın kendine güveni, değeri, onuru, özgürlüğü, insancıllık ve aklın önemi gibi düşünceleri insanın tanrısal özüne atıfta bulunmak suretiyle yeniden yorumlamaktadır. Ona göre, insan kavramı insan varoluşunun doğal ve doğaüstü iki boyutunu da içeren bütüncül bir perspektiften yeniden değerlendirilmelidir. Bu makale bir yandan deskriptif ve normatif hümanizm tanımları arasında bir ayrım yaparak hümanizmle ilgili tanım tartışmasının mahiyetine bir açıklık getirmeyi denemekte öte yandan da Maritain’in normatif karakterli teosentrik hümanizm anlayışını betimlemeye ve üç kriter temelinde değerlendirmeye çalışmaktadır: (1) hümanizmde insan ve tanrı ilişkisi, (2) hümanizmin hümaniteryanizm ile bağlantısı; ve (3) hümanizmin hür düşünce ideali.

Anahtar Kelimeler: hümanizm, teosentrik hümanizm, hümanizmi tanımlama sorunu, transandantal hümanizm, seküler hümanizm, insan, tanrı, hür düşünce, hümaniteryanizm.

Türk Düşüncesinde Hümanizm Arayışı: Milli Kimlik İnşasında Bir Uğrak / Can KARABÖCEK

Özet

Türkiye’de hümanist düşüncenin ortaya çıkışı Cumhuriyet döneminin ilk yıllarına denk gelir ve bu bakımdan politik bir kimlik inşasının bir parçasını oluşturur. Hümanist düşüncenin canlandırılma çabası ve bir Türk hümanizmi icat etme çabasının arkasında, yeni kurulan ulus devlete harç olacak bir milli kimlik oluşturma çabası vardır ve her milli kimlik inşasında olduğu gibi bu kimliğinde seküler bir çerçevede oluşturulması gerekmektedir. Batı toplumlarının milli bir kimliğe ulaşmasında önemli bir durak olarak görülen Hümanist düşüncenin bir benzerinin de Türk düşüncesinde yaratılmaya çalışılması bu bağlamda gündeme gelmekte ve ulusal gurur, ulusal bilinç gibi kavramların içeriğini oluşturmada hümanist yaklaşım önemli görülmektedir. Ancak Türk hümanizmine bakıldığında Türk düşüncesindeki önemli yarılmalardan biri olan Batılılaşma tartışmalarının da hümanizm tartışmalarına eklemlendiği görülmekte ve Türkiye’deki politik atmosferin değişimi hümanizme yaklaşımı da değiştirmektedir. Türk hümanizminin sivil bir düşünce olarak değil yarı resmi bir hareket olarak başlaması da Türk hümanizminden beklenen sonucun elde edilememesine neden olmuştur.

Anahtar Kelimeler: Türk Hümanizmi, milliyetçilik, batılılaşma, resmi ideoloji, ulusal kimlik.

Rönesans İtalyası’nda Hümanist Devrimin Anlamı ve Boyutları / Gökhan MURTEZA

Özet

Bu makalenin konusu, özel olarak Rönesans dönemi İtalya’sında ortaya çıkmış olduğu şekliyle hümanist kültürün tanımlanmasıdır. Makalenin genelinde ise tarihsel bağlamındaki tanımı ve boyutları belirlenmeye çalışılan Rönesans hümanist kültürünün, modern dünya ve yaşamın da kurucu öğelerinden biri olduğuna vurgu yapılmaktadır. Filolojik karakterdeki bu tarihsel hümanizm, temelde Antik kültürün dil ve edebiyatının yeni bir coşku ile canlandırılmasıyla gerçekleşeceği umulan daha üstün ve incelmiş bir beğeni düzeyinin, insan zihniyeti ve dünya tasavvurunda iyi yönde bir gelişme sağlayacağı inancına dayanmaktadır. Bu açıdan makalede öncelikle, yeni olma iddiasındaki bu hümanist yaklaşımın kimi ana özelliklerinin Ortaçağ’daki öncülleriyle benzerlikleri ve ayrılıkları üzerinde durulmuş ve hümanistlere özgü olanın ne olduğu ortaya konulmaya çalışılmıştır. Hümanizmin gerçek kaynakları belirlendikten sonra, bunların kültür ve zihniyet üzerindeki iki önemli etkisi Rönesans tarihçiliğinin babası da sayılan Jacob Burckhardt’ın anlatısını takiben belirlenmeye gayret edilmiştir. Son olarak hümanist kültürün nihai aşaması olan, toplumsal ve siyasal alanla bağlantılı olarak yaratılan, modern bakış açılarının da temelinde olan sonuçların oluşumuna değinilmiştir.

Anahtar Kelimeler: İtalyan Rönesansı, hümanistler, antikçağ, dil, kültür, politika.

Transhümanizm Ve İnsan Olmayan İnsan: Hümanist Yüklerden Kurtulmuş Bir Transhümanist Etik Arayışı / Cenk ÖZDAĞ

Özet

Hümanist düşünce ve siyasetin anahtar bileşeni ve üzerinde dönüşüm kavgasına taraf olduğu öğe insan doğasıdır. İnsan doğasının değişebilir olup olmaması ve değişebilir ise değişimin ‘hümanist’ hedeflere uygun olarak gerçekleştirilmesi, hümanist düşünceyi paylaşan görüşler açısından esaslı bir tartışma konusudur. İnsan doğasının betimlenmesi, insan doğasını belirleyen mekanizmaların saptanması, bu mekanizmalar aracılığıyla insan doğasının değişikliğe uğratılması ve sonunda ‘insan olmayan insan’ın yaratılması hülyası hümanist siyaset ve düşüncenin kendi kendisini baltalayan öğeleridir. Bu çalışmada, sözü edilen düşüncelerin neden baltalayıcı olduğu, ‘insan doğası’yla savaşın ve ‘insanın doğallaştırılması’nın hümanist projedeki anlamı/anlamsızlığı anlatılmakta ve nihayetinde transhümanizmin esasında humanist projenin beklendik ve olağan bir sonucu olduğu öne sürülmektedir. Transhümanizmin yeni insanının, humanist projelerin yeni insanı inşasının nicel açıdan çok ötesinde gereksinimleri olması nedeniyle hümanizm ile transhümanizm ile kopuştan ziyade bir süreklilik ilişkisi olduğu ve bu sürekliliğin kesintiye uğramasının belirli bir hümanizm anlayışına dayanan modern yaşamın politik zeminine yönelik tehlike altında olmasından kaynaklandığı gösterilecektir. Bu açıdan, transhümanizm ile belirli bir hümanizm biçimi olarak Marksizmin arasındaki yapısal ortaklığın ötesinde bu ikisi arasında daha yakından bir siyasal ortaklık zemini oluştuğu söylenebilir. Ne var ki, bu siyasal ortaklığı sakatlayan çok daha temel ayrım noktaları bulunmaktadır. Bu temel ayrım noktaları ise hümanist siyasetlerin hemen hepsine ortak olan ‘insan doğasıyla savaş’ biçiminde özetlenebilecek bilimdışı kabullerine dayanan ve kendi kendisini baltalama eğilimlerinde yoğunlaşmaktadır. Tam da bu nedenle, transhümanizm ile hümanizm arasında bir kopuş olanağı belirmektedir. Bu sayede, hümanizmin siyasal idealini gerçekleştirme projesi hümanizmin bir başkasına, transhümanizme düşmektedir.

Anahtar Kelimeler: Hümanizm, transhümanizm, posthümanizm, insan doğası, doğal hukuk.

Machiavelli’nin Politik Teorisindeki Hümanist Ahlak Anlayışı / Murat Eren ÖZEL

Özet

Rönesans Felsefesi içerisinde yer alan ve ‘insan’ı ya da başka bir ifadeyle ‘insansal olan’ı merkeze alan çalışmalara Hümanizm düşüncesi adı verilmektedir. Machiavelli’nin insansal ve tarihsel olandan hareket eden politik öğretisi, İtalya’da başlayan ve bir parçası olduğu Rönesans ve Hümanizm düşüncesinin genel ilke ve eğilimleriyle uyum göstermektedir. Rönesans’ın tüm zenginliğiyle yaşandığı dönemde İtalya’da bulunan Machiavelli’nin, yeni bir çığır açan görüşlerini ortaya koyarken, birey olarak insandan ve onun kendi tutku ve çıkarları peşine koşan bir varlık tanımından hareket etmesi, kendisinin de içinde yer aldığı Hümanizm düşüncesinin, insanın birey olarak kendi yaşamını gerçekleştirme ve geliştirme gücüne sahip olduğu vurgusu ile örtüşüyordu. Machiavelli’nin politik öğretisinde ‘erdem’ anlayışı önemli bir yer işgal etmektedir ve bu yeni erdem anlayışından hareketle, onun öğretisinde etik bir kısmın varlığından da söz edilebilir. Onun ahlak anlayışı da, aynı politik teorisinde olduğu gibi, yaşadığı dönemin ruhuna uygun bir biçimde insansal olanı merkeze koyan, yani diğer bir ifadeyle, hümanist bir karakter göstermektedir. Machiavelli’nin ahlaka yaklaşımını, ‘egemen’ ve ‘yurttaş’ın sahip olması gereken hümanist nitelikte erdemlerden hareketle düşünmemizin daha doğru bir yaklaşım olacağını söylenebilir. Çünkü Machiavelli politik öğretisinde önemli bir yer ayırdığı erdemler üzerine konuşurken, yönetici ile halkın sahip olması erdemler arasında bir ayrım yapıyor gibi görünmektedir. Bu makalede Machiavelli’nin politik öğretisinde yer alan erdemler öğretisini ve onun ahlak anlayışını ele alacağız.

Anahtar Kelimeler: Machiavelli, hümanizm, ahlak, erdem, yurttaş, egemen, Hıristiyan Ahlakı.

Tarihi Eylem Ve Anlam Bakımından Hümanizm / Oktay TAFTALI

Özet

Hümanist anlatı / söylem, bireyin, evrenin ve toplumun merkezine alınması için gerekli kolektif-tinsel meşruiyeti sağlayabilecek metinleri içermektedir. Bu öğreti uyarınca, Ortaçağlara egemen olan Tanrı merkezli dünya anlayışı, yerini insan merkezli bir dünyaya bırakmıştır. Hümanizm, genele olarak Ortaçağlardan sonra bağımsız kentsoylu (burjuva) bireyin inşası için zemin teşkil eden öğretinin adı olarak anlaşılabilir. Antik dünyadan başlayarak Hümanizm yüzyıllarına uzanan süreçte, farklı dünya tahayyülleriyle karşılaşıyoruz. Bu farklı tahayyüller, merkezlerine aldıkları problem ya da problemin öznesi bakımından birbirlerinden ayrılıyorlar ve kendi dönemlerini bu sayede belirliyorlar. Hümanizm açısında insan, yetersiz, henüz olmamış bir varlıktır. Ortaçağlar boyunca irdelenen, mükemmel Tanrı ve onun eksik yarattığı varlık olarak insan yine karşımızdadır. Onun bu yetersiz durumundan, tam bir varlığa dönüştürülmesi için eğitilmesi gerekir. Bu eğitimin temelinde ideal insana ulaşma amacı vardır. İdeal insana örnek olarak, Antik Yunan ve Romanın öznesi esas alınmalıdır. Bu doğrultuda Hümanizmin kendi içinde, seküler ve Hıristiyan eğilimli olmak üzere iki ana damarda seyrettiğini söyleyebiliriz. Avrupa tarihinin oluşum süreçleri içinde Hümanizm, kendisini “evrensellik ilanıyla” tescil eden, öznel çaba ve iradi süreçlerin başlangıcı şeklinde anlaşılabilecek ilk örneği teşkil ediyor. Bu iradi sürecin nesnel, maddi alt yapısını ise, “erken dönem kapitalizminin” belirlediğini öne sürebiliriz. 16. Yüzyıl itibariyle, sermayenin ve ticaret burjuvazisinin ortaya çıkışı, deniz aşırı hareketlerin yaygınlaşması, burjuva devrimleri ve endüstrileşme süreçleriyle nesnel maddi gücünü pekiştiren Batı, tinsel gücünü de Rönesans-reform ve Aydınlanma hareketleriyle belirgin kılmaya başlamıştır. Anılan yüzyılda Avrupa’nın, denizaşırı coğrafyalara yelken açmasıyla oluşan küreselleşme hareketi, sermayenin akışkanlığı sayesinde ikinci bir boyut edinerek, bu medeniyete, kendisini “evrensel” sıfatıyla tanımlama meşruiyeti sağlamıştır. O çağlarda başlayan küreselleşme sürecinin kendine özgü ve kendinden kaynaklanan çatışmalar eşliğinde ve sayesinde, kesintisiz biçimde günümüzdeki aşamaya ulaştığı gözlemlenebilir.

Anahtar Kelimeler: Kapitalist Medeniyet, sermaye, sekülerizm, eğitim, matbuat, okuma kanonları.

Analitik Fisyon: Çağertesi-Beşertesi Dönemde Analitik Düşünme Sorunu / Sadık TÜRKER

Özet

‘Varlıkları nasıl anlayabiliyoruz?’ sorusu, Descartes’dan beri noktasal zamana müracaat edilerek cevaplanmıştır. Böylece Eskiçağ felsefesinde zamansal olan uzamsallaştırılarak anlaşılır kılınırken, çağdaş felsefede uzamsal olan zamansallaştırılarak anlaşılmıştır. Bu noktasal zamanda yer kaplamaksızın kendini idrak eden varlık, filozofların ben, akıl veya ruh dediği şeydir. Ancak çağdaş dönemin sonlarına doğru bu noktasal zamanın olguları açıklamada yeterli olmadığı düşüncesi ortaya çıkmıştır. Böylece hiçlikle mukayese edilebilir daha küçük noktalar ve bunlar arasında Euclidesçi veya Aristotelesçi anlamda olmayan bir düzen fikrine ihtiyaç duyulmuştur. Çağertesi-beşertesi döneme damgasını vuran gelişmeler, bu yeni zamansal modelin elde ediliş biçimi ve cisimlere uygulanışından kaynaklanmıştır. Bu çalışmada çağertesi-beşertesi döneme özgü bir analiz anlayışının nesnel gerekçelerinin olup olmadığı, eğer varsa bunların nasıl açıklanabileceği tartışılacaktır.

Anahtar Kelimeler: Noktasal ben, zaman, uzay, analiz, analitik fisyon.

İnsan Hakları Çerçevesinden Hümanizm ve Hümanitaryenizm / Eylem YOLSAL-MURTEZA

Özet

19. ve 20. yy.larda dünya, pek çok siyasi ve ekonomik depremle sarsılmış olsa da, II. Dünya Savaşı’ndan itibaren dünyanın içerisine girdiği yeni süreç, özellikle 1980’lerle birlikte, ‘insan hakları’ kavramını daha güçlü bir şekilde entelektüel ilgi odağı haline getirdi. Batı kültürünün eleştirel bir süzgeçten geçirildiği bu dönemde, erken modern dönemden beri Batı kültüründe belirleyici bir kavram olan hümanizm, doğal olarak ‘insan hakları’ ve ‘hümaniteryanizm’ kavramlarıyla birlikte ‘yeni dünya düzeni’ sürecinin gündemine yerleşti. Zira, 20.yy felsefesinin ana akımları olan Marksizm, post-yapısalcılık, sübjektivizm ve anti-hümanizm kendilerine özgü nedenlerle insan ve türevlerini çalışmalarına konu edinmemişlerdi. Bu makale, insan haklarının dönüşünün hümanizmin dirilişine katkıda bulunup bulunmadığı sorusu üzerinden ilerleyerek bunun bugünlerde hümaniteryenizm sorununa nasıl bağlandığını ele almaktadır. Günümüzde hümaniteryenizm, hümanizmin bir türü, hatta çağdaş hümanizm olarak görülmektedir. Bunun en temel nedenleri arasında, her iki yaklaşımın da bir tür ‘insanseverlik’ anlayışı içeren köklerden türemiş olmaları sayılabilir. Ancak, 19.yy.’da dini erdemler ve merhamet kavramına dayanır şekilde tasvir edilen hümaniteryenizm ile seküler dünya anlayışının düşünce biçimi olarak anlaşılmış olan hümanizm arasında günümüzde kurulmuş olan bu koşutluğun anlamı, bunların özellikle insan haklarıyla kurmak istedikleri ilişkide aranmalıdır. Bu ilişkinin boyutları ise bizleri hümanizmin amaç olarak gördüğü fakat her zaman bağlayıcılığı tartışmalı olan insan haklarından (rights of man)  hümaniteryenizmin yeni-kolonyal dönemde kurucu rol atfetmiş olduğu insan haklarına (human rights) götürecektir.

Anahtar Kelimeler: Hümanizm, hümaniteryenizm, insan hakları, vatandaşlık, siyasallık, demokrasi.

Heidegger-Sartre Anlaşmazlığının Hümanizmin Güncel Terminoloji Sorununa Bir Çözüm Getirme Olasılığına Dair Bir Araştırma / Engin YURT

Özet

Hümanizm özellikle 20.yüzyıl felsefesi dahilinde düşünüldüğünde akla gelen ilk şeylerden biri belki de Martin Heidegger ile Jean Paul Sartre arasında 1950’lerde gerçekleşmiş, felsefe tarihinde ‘Hümanizm üzerine Heidegger-Sartre anlaşmazlığı’ olarak anılabilecek olan ve temelde iki metne dayanan söylemlerdir. Sartre, bir konuşmasında varoluşçuluk ile hümanizm arasında özsel bir ilişki kurmuş ve burada Heidegger’i kendisi gibi bir varoluşçu olarak tanımlamıştır. Heidegger ise Sartre’ın bu tanımlamasına bir eleştiri olacak şekilde özellikle hümanizm üzerine görüşlerini daha önceden yazdığı bir mektubun genişletilmiş hâlinde dile getirmiştir. Bu anlaşmazlık ile hümanizmin sahip olduğu bağlam ve içerik genişlemiş, hümanizme dair anlayış da derinleşmiştir. Bu makalenin amacı, Heidegger ve Sartre arasındaki bu anlaşmazlığın, hümanizmin özellikle günümüzde sahip olduğu bir sorun olarak, terminolojik anlamları tam oturmamış post-hümanizm, trans-hümanizm, meta-hümanizm, süper-hümanizm, öteki-hümanizm gibi terimlere katabileceği bir şey olup olmadığının ortaya çıkarılmasıdır. Bu terimler üzerinden belki de yeniden şekillenmekte ve yeni bağlamlar kazanmakta olan hümanizmin bu güncel terminoloji sorunu karşısında bu anlaşmazlıktan elde edebileceği bir çözüm olup olmadığının araştırılmasıdır.

Anahtar Kelimeler: Hümanizm, Heidegger-Sartre Anlaşmazlığı, varoluşçuluk, ontoloji, terminoloji sorunu, post-hümanizm, meta-hümanizm, trans-hümanizm, terminolojik anlam

 

ÇEVİRİ

Hümanist Manifesto (1933) / Çeviren: Hakan Gündoğdu

 

 

Scroll to Top