yeni sayı

hair colour consultation form hair specialist trichologist cheap hair extensions raw hair factory indianapolis in how to sew wigs together human hair wigs uk how to apply keratin hair extensions yourself hair extensions for indian wedding human hair wigs semi permanent hair extensions shrink links hair extensions hair wigs cutting hair extensions for volume itchy scalp with hair extensions simply wigs

Felsefi Düşün Sayı:12 – Varoluşçuluk / Nisan 2019

Sayı Editörü: A. Kadir ÇÜÇEN (Uludağ Üniversitesi)

Makalelerin özetleri ve anahtar kelimeleri için lütfen ilgili makalenin ismi üzerine tıklayınız.

   MAKALELER

Boş Mezarın Hikayesi: Ya/Ya Da’nın Baştan Çıkarıcıları ve En Mutsuz Olan Üzerine / Yasemin AKIŞ YAMAN

Öz

Søren Kierkegaard takma isimle yazdığı Ya/Ya da’da başlığın kendisi de dahil olmak üzere birçok dikotomi ortaya koyar. Bunlardan en çok tartışılanları estetik ve etik yaşam, anımsama ve yineleme, umut eden birey ve anımsayan birey, Don Giovanni ve Johannes tarafından uygulanan dolaysız ve reflektif baştan çıkarmalardır. Tüm bu karşıt kavramların aksine En Mutsuz Olan (Den Ulykkeligste) bu eserde birleştirici ve merkezi bir rol oynar. Ya/Ya da’nın birinci cildinde Estet en mutsuz olanı umut eden ve anımsayan bireylerin mutsuzluklarının bir kombinasyonu olarak tanımlar. Onun mutsuzluğu kendisini sürekli olarak kendisinin dışında hissetmesinden kaynaklanır. En mutsuz olan gerçek anlamda ne geçmişte ne gelecekte, ne de şimdiki zamanda yaşayamayan, onun yerine bu dünyalar arasında gidip gelendir. Estet’in en mutsuz birey tanımlaması Hegelci bir diyalektiği akla getirse de en mutsuz olan çatışmalarını pozitif bir rasyonel birlik içinde çözmek yerine işlevsiz bir negatif uyumsuzluk olarak sunar. Bu çalışmada, Estet tarafından tartışılan hayattaki gerçek mutsuzluğun sebepleri ve en mutsuz bireyin karakteristik özellikleri ele alınacak ve Don Giovanni, Johannes ve Estet karakterlerinden yola çıkılarak en mutsuzun kim olabileceğine dair bazı fikirler ortaya koyulacaktır.

Anahtar Kelimeler: Estetik yaşam, en mutsuz olan, umut, yineleme, baştan çıkarıcı.

Nietzsche’de Tragedya ve Varoluşun Olumlanması Olarak Sanat / Banu ALAN SÜMER

Öz

Bu çalışmada Friedrich Nietzsche’nin sanat, tragedya ve varoluşu onaylama konusundaki temel argümanları, Tragedyanın Doğuşu adlı eserindeki düşünceleri vurgulanarak ele alınacaktır. Bu bağlamda Nietzsche’nin estetik ve sanat felsefesine ilişkin düşünceleri, varoluşçuluk akımı ile bağlantılı olarak ortaya konulacaktır. Nietzsche bu eserinde Apollon – Dionysos karşıtlığını ve tragedyanın nasıl doğduğunu inceler. O, kendi dönemini Apolloncu olanı daha çok önemseyip, Dionysosçu olanı ya da duyguları ihmal etmesi sebebiyle eleştirmiştir. Onun için, ikisini dengelemek önemlidir. Sanatın yaratılmasında hem Apolloncu hem de Dionysosçu olan gereklidir. Nietzsche, Euripides’i sanatın katili olarak görür, çünkü o Sokrates’i takip ederek sadece bilgiye ve bireye odaklanmış ve Dionysosçu deneyim için çok önemli olan unsurları ortadan kaldırmıştır. Böylece Euripides, Dionysos’u trajediden çıkarmış ve Dionysos ile Apollon arasındaki dengeyi bozmuştur. Nietzsche’ye göre, yaşamın içinde ve varoluşun kendisinde de olan bu karşıtlıktan ve varoluşun acılarından bizi kurtarabilecek tek güç sanattır. Onun yaşamı sevme, yaşama evet deme ve yaratıcı yaşama düşüncesi; hayatı, kendimizi ve varoluşu onaylamak anlamına gelir. Dolayısıyla Nietzsche sanatı nihilizme bir cevap olarak görür.

Anahtar Kelimeler: Nietzsche, Apollon-Dionysos karşıtlığı, tragedya, varoluş, nihilizm, onaylama, sanat.  

Kafka’nın “Yaşam Sürekli Bir Oyalayıştır” Sözü Üzerine / Cihan CAMCI

Öz

Kafka’nın “Yaşam sürekli bir oyalayıştır” sözü, varoluşun bir yaşam süresi olarak anlamlı kabul edildiği bir bağlamda, zamansallığa vurgu yapmaktadır. Yaşam felsefesi, gündelik yaşamdaki amaçlarımızı güderken pratik bir anlayışla yaşadığımızı gösteriyor. Bu pratik anlayış, Heidegger’in el altındalık, dediği, zamansal bir anlayıştır. Zamansal anlayış, varlığı anlayışın, Seinverständnisse bir yoludur. Heidegger varlığı bizim kullandığımız aletlerde kendisini, her ne ise o olarak yansıtan el altındalık olarak görüyor. Bu varlığın kendisini her ne ise o olarak yansıtması, bizim gündelik yaşamdaki oyalanışımızda bize açık değildir. Bunun nedeni, bizim gündelik yaşamdaki kaygılarımızın, umursamalarımızın, Sorge, zamanın sınırlanmış kesitler halinde anlaşılmasına dönük oluşudur. Bu sınırlandırılmış kesitler haindeki zamansal anlayışımızda varlığın, yani zamanın kesintisiz ve bölünmemiş tümlük halinde akışını örtmektedir. Bu zamansal anlayış, bir bakıma zamanın orijinal, kesintisiz akışını bölerek anladığımızı gösterir. Ancak bir yandan da bu anlayışta, bölerken dikkatten kaçırdığımız zamanın orijinal halini anlama olanağı da vardır. Biz bu çalışmada bu olanağı Heidegger’in zaman youmu bağlamında tartışacağız. Can sıkıntısı kavramına değinerek, zamanın orijinal boyutunun bizim anlayışımıza açık olduğunu öne süreceğiz.

Anahtar Kelimeler: Gündelik yaşam, zaman, el altındalık, ufuk, açıklık, can sıkıntısı.

‘Varoluş’ ve ‘Öz’ Arasında: Sartre’ın Yeryüzünün Lanetlileri ‘Önsöz’üne Yönelik Eleştirel Bir İnceleme / Emine CANLI

Öz

Bu çalışma, Jean-Paul Sartre’ın, Frantz Fanon’un Yeryüzünün Lanetlileri (Les damnés de la terre) çalışmasının 1961 tarihli baskısına yazdığı “Önsöz”ün eleştirel bir incelemesini amaçlamaktadır. İlk olarak Sartre’ın Varoluşçuluk üzerine ileri sürdüğü tezler; ikincil olarak ise politik konumu açısından inceleyeceğimiz “Önsöz”ün Sartre düşüncesi ile uyuşmazlık gösteren noktaların izini sürmeye çalışacağız. Sartre düşüncesinin temel tezi olan “Varoluş özden önce gelir”in, Sartre’ın Cezayir bağımsızlık savaşını yorumlama girişiminde ‘Avrupalılık’ gibi bir ‘öz’e geri döndüğünü düşünmekteyiz. Sartre düşüncesi açısından ‘paradoks’ olarak ifade edilebilecek bu durumun nedenini Fanon’un amaçladığı “yeni bir hümanizma” ile Sartre’ın hümanizma anlayışının işaret ettiği ‘insan’ın farklı olup olmadığı noktasında arayacağız. Avrupa’nın ‘başkası’ olan yerlilerin varoluş mücadelesinin Avrupa’nın varoluşu ile karşı karşıya geldiği durumda Sartre’ın ‘hümanizma’ iddiasının nasıl sınandığını ve bunun Varoluşçuluk açısından sonuçlarını irdelemeye çalışacağız. Bununla birlikte çalışma süresince takip edeceğimiz izlekte Sartre ve Fanon metinlerini karşılaştırmalı okuyarak, ‘varoluş’ ve ‘öz’ probleminin ‘Avrupalı’ ile ‘yerli’ çatışmasındaki konumlanma mücadelesinin bir tezahürü olarak değerlendireceğiz. Çünkü iki düşünürün metinleri arasındaki uyuşmazlığın temel nedeninin II. Dünya Savaşı sonrasında hızla yükselen sömürgesizleştirme mücadeleleri ile kurdukları ilişki ve bu mücadelelerin sonuçlarını tasarlama tarzları ile ilgili olduğunu düşünmekteyiz.

Anahtar Kelimeler: varoluş, öz, başkası, hümanizma, sömürgecilik.

Heidegger’de Dasein’ın Bütün-Oluş Olanağının ve Ölüme Doğru Varlık Meselesinin Çözümlenmesi / Burak ÇAKIR

Öz

‘Varlık nedir?’ sorusu, ontoloji alanındaki diğer sorulara göre ayrıcalıklı bir konuma sahiptir. Bu soru Platon ve Aristoteles, yani Batı metafiziğinin temelleri için kaynak niteliğindedir. Ancak varlık sorusuna verilen yanıtlar, bir yanıt alanı kurmaktan çok, bir tür belirsizlik alanı yaratmıştır. Bu belirsizlik alanı içinde varlık, tanımlanamaz ve kendiliğinden anlaşılır olan bir şey olarak konumlanmıştır. Martin Heidegger Varlık ve Zaman (Sein und Zeit) metninde, bu soruyu yeniden soruşturmaya girişir. Bu soruşturmayı yapmak için, öncelikle soruşturmayı yapacak olan Dasein’ı anlamak gerekmektedir. Ancak ölüme doğru varlık olarak Dasein’ı bütün olarak anlamak olanaklı değildir. Dasein her zaman bitişe ve ölüme doğru varlıktır. Bu nedenle, fundamental ontoloji yapabilmek için ölüm çözümlemesinin yapılması zorunludur. Ölüm araştırması ile varlık, insan ve zamana dair çözümlemeler yapmak olanaklı olabilir. İşte bu nedenle Heidegger, metnin ikinci ayrımının başında (§§ 45-53) ölümün fundamental ontolojik çözümlemesinin temel hatlarını sunmaktadır. Ölüm meselesi hakkındaki bu çözümlemenin anlaşılması hem Varlık ve Zaman’ın hem de Heidegger sonrası varoluşçu felsefenin anlaşılması açısından en kritik noktalardan biridir. Bu makalenin temel amacı da, Heidegger’in ölüm çözümlemesini anlamaya çalışmak ve bundan sonraki okumalara yardımcı olacak bir yol çizmeyi denemektir.

Anahtar Kelimeler: Martin Heidegger, Varlık ve Zaman, Dasein, bütün oluş, ölüm, ölüme doğru varlık.

Nietzsche Felsefesinde İnsanın Aşılması Bakımından Varoluş Problemi / Ezgi Ece ÇELİK

Öz

‘Oluş’, ‘beden’, ‘doğa’, ‘özgürlük’ kavramları odağa alındığında Nietzsche felsefesinin bu kavramlara ilişkin güncel tartışmalara katkıda bulunan önemli izlekler sunduğu fark edilmektedir. Özellikle, insanı, diğer niteliklerinden önce canlılığı ve fizyolojisi bakımından konu edinen Nietzsche felsefesi, insanmerkezci olmayan ve tüm canlılık ağını göz önünde bulunduran ontolojik ve epistemolojik yaklaşımların geliştirilebilmesi bakımından önemli bir perspektif sunmaktadır. Ayrıca, hem Nietzsche felsefesinin hem de varoluşçu felsefenin, dönüşüm halinde olan hümanizm tasarımıyla da bağlantısı bulunmaktadır. Bu yaklaşımlar arasındaki temas noktalarından hareketle bu çalışmanın amacı, Nietzsche felsefesinde ‘oluş’ ve ‘varoluş’ meselesinin, çağdaş felsefe tartışmalarına katkısını ortaya koymaktır. Bu amaç doğrultusunda öncelikle Sartrecı varoluşçuluk ve hümanizm arasındaki bağlantıya değinilecek; daha sonra, Nietzsche felsefesinde insanın, medenî özellikleri ve kültürel örüntüleri odağa alınarak bellek ve unutmanın önemi vurgulanacak; ardından, insanın hayvansallıkla ilişkisi üzerinde durulacak; ve “hayvan ile üstinsan arasına gerilmiş bir ip olan insanın”, “güç istenci” ve “ebedi dönüş” ile bağlantısı göz önünde bulundurularak “insanın aşılması” meselesi değerlendirilmeye çalışılacaktır.

Anahtar Kelimeler: İnsan, hayvan, doğa, varoluş, hümanizm.

Felsefi İntihar ya da Absürdü Aşkınlaştırmak: Camus’nün Kierkegaard Eleştirisini Sorgülamak / Feyza Şule GÜNGÖR

Öz

Varoluş felsefesi birbirinden farklı ilgi ve yönelimlere sahip filozofları bir araya getiren ortak bir ana çıkış noktasına dayanır. Bu nokta, felsefenin sadece bir kavram çalışması olmayıp bizzat varoluşun kendi üstüne bir çalışma olduğu yönündeki kabuldür. Bir felsefe akımına ya da temayülüne bir köken atfetmek her ne kadar sınırlayıcı bir edim olsa da varoluş felsefesi köklerini, varoluşu yaşanan bir hakikat olarak değerlendiren Søren Kierkegaard’da bulur. Kierkegaard’ın öznel hakikati temel alan varoluşçuluğu, varoluş felsefesinin genel güzergahını da ortaya koyar. Kierkegaard’ın usçuluk karşıtlığı, absürd kavramı, edimselciliği, doğabilimleri eleştirisi, sıkıntı, umutsuzluk, korku, kaygı gibi psikolojik kavramları felsefi bağlama taşıması, özgürlük anlayışı, tercihi özneleşmenin şartı olarak belirlemesi gibi felsefi hareket noktaları varoluş felsefesinin temellerindendir. Ancak Kierkegaard’ın varoluş felsefesine mirası olan bu temalara yaklaşım tarzı, varoluşçu filozoflar tarafından dinsel alana vurgusu nedeniyle oldukça sert eleştiriler almıştır. Albert Camus, onun imana sıçrayışını felsefi intihar olarak değerlendirmiş ve bu tercihi absürdü yakalayan bir filozofun dinin güvenli alanına kaçışı olarak yorumlamıştır. Bu çalışmanın amacı varoluşçuluğa temel ana hatlarını veren Kierkegaard’ın Camus’nün eleştirileri bağlamında bir kaçış sergileyip sergilemediğini değerlendirmektir. Bu amaca binaen çalışmanın içeriği; Kierkegaard’ın Hegel’e reddiyesi ile şekillenen öznel hakikat anlayışı ve bunun teorik ve pratik sonuçları; Kierkegaard’ın bir duygu ve kavram olarak absürdü yakalaması ve Camus’nün Kierkegaard’ın imana sıçrayışına eleştirilerinin değerlendirilmesi olarak belirlenmiştir. Çalışma için belirlenen problematik hem Kierkegaard’ın felsefesinde dinselliğin rolünü anlayabilmek, hem de Camus’nün eleştirilerinin varoluşçuluğun tektipleştirilmesine neden olup olmadığını analiz etmek açısından önem arz etmektedir.

Anahtar Kelimeler: Varoluşçuluk, absürd, iman, felsefi intihar, Tanrı, paradoks.

Kış Uykusu: Varoluşçuluk Açısından Bir Yorumlama / Aysun GÜR

Öz

Bu makale Nuri Bilge Ceylan’ın Kış Uykusu filmini varoluşçuluk açısından yorumlamayı amaçlamaktadır. Filmde karşımıza çıkan ana karakterler, Martin Heidegger’in yurtsuzluk veya yuva yokluğuyla dile getirdiği hal içindedirler. Bu yurtsuzluk hali, teknik veya modern çağın ruhundan kaynaklanır. Modern dünyayla birlikte ortaya çıkan bu yeni insan türü, yersiz ve yurtsuz olduğundan, özleyeceği, yöneleceği ve kendini ait hissedeceği bir yuvadan yoksundur; dolayısıyla bir istikameti olmadan kalır. Böylece hareket etmek yerine, içinde olduğu durumu sürdürür. Bu ise modern bilimin temel dayanaklarından olan, Galileo’nun inertia/eylemsizlik yasasını hatırlatır. Bu ilkeye göre durağanlık gibi devinim de, bir engelle karşılaşmadığı sürece durumunu sürdürür. İşte yurtsuz insan da durumunu değiştirmek konusunda isteksizdir. Tüm bunlar, Heidegger’in Dasein’ının esas dinamiği olan yönelimsellik açısından düşünüldüğünde, sahicilikten uzak görünür; çünkü dünya-içinde-varlık olan Dasein, oradakilere yönelerek aradaki mesafeyi kaldıran ve kurduğu ilişkilerle kendini gerçekleştirme imkânı olan varlıktır. Oysa şimdi o, hiçbir şeyle yakınlık kuramadığından, tam bir mesafesizlik hüküm sürer. Burada söz özel bir önem taşır. Hakikatin açıklığı olabilecek olan söz, sahicilikten uzaklaşıldığı ölçüde, boş söze dönüşür. Artık birbirini anlamak imkânsız olur. İşte Kış Uykusu, tüm bu açılardan yorumlamaya uygun görünmektedir.

Anahtar Kelimeler: Galileo, Nuri Bilge Ceylan, Heidegger, Dasein, varoluşçuluk.

Varoluşçu Sinema: Ingmar Bergman Sinemasının Varoluşçuluk ile Olan İlişkisi Üzerine / Gökhan GÜRDAL

Öz

Bu çalışmada “Varoluşçu sinema” kategorisini kısaca tanımlamayı ve Ingmar Bergman’ın sinemasının onun en üstün örneği olduğunu göstermeyi amaçladık. Bunu yaparken Varoluşçuluğun genel çerçevesini çizerek S. Kierkegaard, F. Nietzsche, J. P. Sartre, A. Camus ve M. Heidegger gibi en önemli temsilcilerinin en temel fikirlerini ortaya koymaya çalıştık. Sinemanın veya filmin nasıl felsefenin konusu olabileceğini tartıştık ve hangi niteliklere sahip filmlerin ‘felsefi’ olarak tanımlanabileceğini belirlemeye çalıştık. En başından beri amaçladığımız gibi, Ingmar Bergman’ın yaşamına, düşüncelerine ve sinemasına Varoluşçu bakış açısından yaklaşan araştırmacı ve düşünürlerin en önemli fikirlerine atıfta bulunduk. Varoluşçu sinema kategorisini en belirgin özellikleriyle tartıştıktan sonra Ingmar Bergman’ın sinemasının Varoluşçu temellerini serimledik. En önde gelen Bergman araştırmacılarının temel fikirlerini kullanarak Bergman sinemasının ‘Varoluşçu’ kaynaklarınının izini sürmeyi denedik. Sonucunda sinemaya felsefi açıdan nasıl yaklaşılması gerektiğine dair belirlemeler yaptık. Adına “Varoluşçu sinema” denilen bir felsefi bir film kategorisini temellendirmeye çalıştık. Bergman sinemasından örnek sahne ve diyalogların Varoluşçu esin kaynaklarını göstererek önesürümlerimizi haklılandırmaya çabaladık.

Anahtar Kelimeler: Sanat felsefesi, Varoluşçuluk, Ingmar Bergman, Varoluşçu sinema, sinema felsefesi

Sartre ve Giacometti: Varoluşçu Sanat Üzerine Düşünceler / Emre ŞAN

Öz

Varoluşçu sanatı betimlemek için varoluşçu modern sanatçıların ele aldıkları insan, özgürlük, seçim, başkaldırı, korku, kaygı, endişe, saçma gibi ortak konulardan yola çıkılabilir. Ne var ki eldeki yazıda varoluşçu sanat incelenirken sıklıkla yapıldığı gibi endişe, yalnızlık, çaresizlik, umutsuzluk, yabancılaşma gibi durumların psikolojik özellikleri yerine; varoluş, hiçlik, boşluk ve uzaklık kavramlarının ontolojik anlamları üzerinde durmak istiyorum. Bu yüzden Jean-Paul Sartre’in varoluşçuluğun sanattaki en yüksek ifadesi olarak saydığı Alberto Giacometti’yi ele alacağım. Şu halde, Sartre’ın varoluşçuluğu ve Giacometti’nin sanatı arasındaki özel bir etkileşimden doğan felsefi bir imkânı aydınlatmak istiyorum. Bu bağlamda ilkin Giacometti’nin bakışını inceleyeceğim ve onun dışsallık ile kurduğu ilişkiyi ele alacağım. Giacometti için temel mesele insan figürünün bütününü yakalamak için başvurduğu uzaklığı bakışıyla ele geçirmektir. Sanatçının bakışını ifade etme biçimi ulaşılamaz bir görsel hakikat sorununu ortaya çıkarır ve sanat yapıtı bir ifade problemi haline dönüşür. Söz konusu betimlemenin ontolojik analizini Sartre’ın çokluktaki birlik, öz ve varoluş, varlık ve hiçlik sorularının sunduğu teorik pusulayla araştıracağım.

Anahtar Kelimeler: sanat, uzaklık, boşluk, varoluş, varlık, hiçlik.

Heidegger ve Sartre Bağlamında Ölüm Karşısında Anlam Arayışı / Rabia TOPKAYA

Öz

Martin Heidegger’in Varlık ve Zaman’da kurmaya çalıştığı ontolojinin varoluşçu tarzı Jean-Paul Sartre’ın varoluşçu etiğini fazlasıyla etkilemiştir. Bu yazıda Sartre’ın Varlık ve Hiçlik yapıtıyla Varoluşçuluk metni başka bir deyişle filozofun birinci dönemi göz önünde tutulacaktır. Sartre felsefesinde kendi-için-varlığın sonluluğu “kendini” hiçliğin karşısında var ederken biricikliği içinde özgürlüğünü oluşturması için gereklidir. Tıpkı Heidegger felsefesinde Dasein’ın varlığın anlamını ararken hiçlikle karşılaşmasının ve ölümlülüğünü fark etmesinin gerekmesi gibi. Sartre’ın ölüm yerine sonluluğu tercih etmesinin nedenleri makalede açıklanacaktır. Son olarak Sartre kendi-için varlığın özgürlüğü açısından Varlık ve Hiçlik’te iç daralması (l’angoisse) kavramına ağırlık verir. Bu da bize Heidegger’in bulunmaklığın temel hali olan endişe (Angst) kavramını anımsatmaktadır. Sartre felsefesinde iç daralmasının özgürlük bilincinin koşulu olması gibi Heidegger’e göre de ancak endişe ile ölüm ve hiçliğimizle yüz yüze gelmemiz, özgün olabilme imkânımız söz konusu olmaktadır. Bu belirlemeler eşliğinde bir yandan Sartre felsefesinin Heidegger’e benzerliği ortaya konulurken öte yandan sonuçta ölümlülüğümüzün ve/veya sonluluğumuzun varlığımıza anlam bulma çabamızdaki etkisi gösterilmeye çalışılacaktır. Çalışmada vurgulanmak istenen “insan ölecekse yaşamasının ne anlamı var ki?” ya da “her şey bitecekse yaşadıklarımızın anlamı ne?” türündeki düşüncelerin birer yanılgı olduğudur.

Anahtar Kelimeler: Varoluş, varlık, hiçlik, sonluluk, ölüm, iç daralması.

Özgürlüğü Özgür Bırakmak: Simone de Beauvoir’ın Varoluşçu Etiği Üzerine / Zeynep ZAFER ESENYEL

Öz

Simone de Beauvoir, insanın yalnızca belirsizlik olarak betimlenebileceği iddiası üzerinden temellendirdiği etik anlayışının, bir varoluşçuluk türü olduğunu ifade eder. Beauvoir için belirsizlik, kesinlik arayışı içinde bertaraf edilmesi gereken olumsuz bir özellik değil, aksine varlığın ontolojik bir yapısıdır. Belirsizlik, dünyaya ve insana anlam veren en temel gerçekliktir. Bu bağlamda varoluşçuluğa getirilen eleştirilerle hesaplaşan filozof, etiğin zorunlulukla başkasının özgürlüğüne dayandığını ortaya koyar. İnsanın bireysel özgürlüğü, kaçınılmaz bir biçimde başkalarının özgürlüğüyle iç içe geçmiştir. Böylece bireyselliği aşarak toplumsallığa bağlanan Beauvoir, etik kararların aynı zamanda politik kararlar olduğu sonucuna da ulaşır. Beauvoir özgürlüğü, salt kendisi için istenen en yüksek insani hedef olarak ortaya koyarak, etik bir yaşamla özdeşleştirir. Varoluşçuluk; herkesin, herkesten sorumlu olduğu olgusunu etik bir değer olarak kişinin omuzlarına yükler. Hiçbir şey seçmemenin de bir seçim olduğunun görülmesiyle birlikte, özgürlüklerimizin birbirine dayandığı ve birbirini gerektirdiği anlaşılır. Bu çalışmanın amacı, Beauvoir’ın belirsizlik düşüncesinin varoluşçu bir etik teoriye dönüştüğünü ve özgürlüğün tam da buradan doğduğunu ortaya koymaktır.

Anahtar Kelimeler: Simone de Beauvoir, varoluşçuluk, etik, belirsizlik, özgürlük, ben-başkası.

  ÇEVİRİ

Ekim Nöbeti Bir Sosyal Öngörü Teorisi Denemesi / Søren Kierkegaard / Danca Aslından Çeviren: Yasemin AKIŞ YAMAN

 

Scroll to Top