fd11_fichte

hair colour consultation form hair specialist trichologist cheap hair extensions raw hair factory indianapolis in how to sew wigs together human hair wigs uk how to apply keratin hair extensions yourself hair extensions for indian wedding human hair wigs semi permanent hair extensions shrink links hair extensions hair wigs cutting hair extensions for volume itchy scalp with hair extensions simply wigs

<<arşive geri dön

Felsefi Düşün Sayı:11 – Fichte ve Alman İdealizmi / Ekim 2018

Sayı Editörü: Türker ARMANER (Galatasaray Üniversitesi)

Makalelerin özetleri ve anahtar kelimeleri için lütfen ilgili makalenin ismi üzerine tıklayınız.

   MAKALELER

FICHTE’NİN BİLİNÇ TEORİSİ BAĞLAMINDA SPINOZA ELEŞTİRİSİ / Engin ABAT

Özet

Bu inceleme, Immanuel Kant’ın felsefi “devrimi” sonrası Alman felsefesinin ilk büyük düşünürü Johann Gottlieb Fichte’nin Benedictus de Spinoza’yla ilişkisini ele almaya çalışıyor. İnceleme, Spinoza ve Kant’ın Fichte felsefesine ve döneme etkisi ile başlamaktadır. Daha sonra, Kant düşüncesinin Fichte üzerine etkisini göstermek amacıyla Kant’ın transandantal sisteminin kurucu zeminine ve özellikle bilginin ve Ben’in Kant felsefesinde nasıl kurulduğuna odaklanmaktadır. Böylece Fichte için hem büyük bir imkan hem de aşılması gereken bir engel olarak Kant’ın mirasının temel kalıntısı aktarılmaktadır. Nedir bu miras? Ben, bilinç ve özgürlük kavramları temelinde nasıl bir felsefi tutum takınılacağı gibi pratik bir sorun ile kendinde şey’in felsefi bakımdan ortaya çıkardığı teorik güçlükler Fichte’nin devraldığı miras olarak görülebilir. Fichte, Ben kavramının analizi ile Spinoza’ya geri dönüşü reddederek Kant sistemini tamamlama yoluna girer. Bu nedenle inceleme, bu aşamadan sonra Fichte’de Ben’in kuruluşunun betimlenmesine geçiyor. Ardından ve son olarak Fichte’nin Spinoza’yı hangi bakımdan eleştirdiği ve eleştirilerin yorumcular tarafından nasıl değerlendirildiği aktarılıyor.

Anahtar Kelimeler: Benedictus de Spinoza, Immanuel Kant, Johann Gottlieb Fichte, Ben (Ich), bilinç, töz, determinizm, özgürlük.

FICHTE VE HEGEL’DE ‘BAŞLANGIÇ’ SORUNU / Cansu AKARSU

Özet

Johann Gottlieb Fichte ve Georg Wilhelm Friedrich Hegel, bilincin dışsal nesneleri nasıl temsil ettiği sorununu aydınlatabilmek için öncelikle felsefede nasıl bir başlangıç ilkesinden yola çıkılacağı sorusunun cevaplandırılması gerektiği kanısını paylaşırlar. İki düşünür de bilincin etkinliğinin kavramsal bir bütünlüğün ifadesi olmasıyla bilimsel bir karakter sergileyen bir sistem çerçevesinde açıklanması gerektiğinde hemfikir oldukları için, bu başlangıç ilkesi söz konusu sistemin temeli açısından belirleyici bir rol oynayacaktır. Konumlarındaki farklılaşma, başlangıç ilkesinin bu temeli belirlemedeki rolüne denk gelir. Bu makalede bu farklılaşmanın sebebi, iki düşünürün de ortaklaşa sorunsallaştırmış olduğu başlangıç, zemin ve köken kavramları çerçevesinde Fichte’nin Bilim Doktrini ve Hegel’in Tinin Fenomenolojisi ile Mantık Bilimi eserlerinde başvurdukları yöntemler açısından karşılaştırılmasının yanı sıra, ana eksen olarak yine iki düşünürde de karşımıza çıkan ‘doğal bilinç’ ve ‘felsefi bilinç’ ayrımının bilincin zemini kılınmak istenen dolayımsız bir ilke arayışında oynadığı rol takip edilerek, Hegel’in Fichte’ye yönelttiği eleştiri üzerinden saptamış olduğu soruna nasıl bir çözüm sunduğu tartışmaya açılacaktır.

Anahtar Kelimeler: Fichte, Hegel, bilinç, ben-bilinci, yöntem, başlangıç, zemin, dolayım, köken.

FICHTE’NİN MONADOLOJİSİ’NDEN SCHELLING’İN TÖZ’ÜNE SONLULUK VE TARİH / Ömer B. ALBAYRAK

Özet

Immanuel Kant’ın ortaya koyduğu transandantal idealizm, eski sorunlara getirdiği pek çok çözüm önerisinin yanı sıra yeni sorunlar da gündeme getirmiştir. Kant felsefesini onun attığı temel üzerinde bir sistem haline getirmeye çalışan filozoflardan en önemli ikisi, Johann Gottlieb Fichte ve erken döneminde onu izleyen Friedrich Schelling, Kant’ın ayrımlarını mutlak ben üzerine inşa etmeye çalıştıkları sistemlerle birliğe getirmeye çalışmışlardır. Ürettikleri sistemler aynı zamanda Gottfried Wilhelm Leibniz ile Baruch Spinoza’nın sistemlerinin karşılaşması olarak okunabilir. Bir yanda sonsuz sayıda bireysel tözleri savunan Leibniz, karşısındaysa tek bir töz olduğunu, ona da Tanrı ya da Doğa denmesi gerektiğini söyleyen Spinoza’nın farklı sistemlerinin arkasındaki temel fikir, Fichte ve Schelling’in düşüncelerinin hareketi incelendiğinde ilk bakışta olduğu kadar birbirlerine uzak görünmemektedirler. İçerik açısından bakacak olursak, öznenin dışına çıkmaya çalışan, özne-nesne birliğini ve ayrılığını mutlak kavramında temellendirmeye çalışan Schelling bunun için Spinoza’nın düşüncesine başvurur. Ancak Kant sonrası düşüncenin Spinoza’ya bakışı, onun da yüz yıl öncesinden farklı yorumlanmasına yol açacak ve insanın tarihselliği fikrine giden yolu açacaktır.

Anahtar Kelimeler: Kant, Fichte, Schelling, Leibniz, Spinoza, monadoloji, sonluluk, tarihsellik.

FICHTE NE DEDİ, SCHELLING NE ANLADI? DOĞAYI GÖRMEK YA DA DOĞAYLA GÖRMEK / Merve ERTENE

Özet

Kantçı Kopernik Devrimi özneyi felsefi sorgulamanın belirleyici merkezi haline getirmiş olsa da, aklın sistematik birliği söz konusu olduğunda zorunlu bir koşul olarak ortaya konan transandantal özne, tanımındaki muğlaklıktan dolayı bu birliği tesis etmekte yetersiz kalmış; Kantçı sistem teorik ve pratik akıl yarığının beraberinde getirdiği, tümel-tikel, kavram-sezgi, düşünce-varlık, özne-nesne, ben-ben-olmayan ve insan-doğa gibi tüm ikiliklerle birlikte tamamlanamamıştır. Felsefi bir sistem olma iddiası, varsayılan ikilikleri aşma başarısından ayrı düşünülemeyeceği için, Kant sonrası Alman İdealizmi filozofları tüm bu ikilikleri aşmayı görev edinmiş, Fichte ve Schelling ise bunun yolunun tüm yasaların kendisinden türetilebileceği ilk prensibi bulmaktan geçtiğini öne sürmüşlerdir. Bu yazıda da, aynı amaçla yola çıkmış bu iki filozofun, mutlak ilk prensip arayışında neden ve hangi noktalarda ayrı düştükleri ele alınmıştır. Bu farklılaşma, ben ve ben-olmayandan ne anlaşılması gerektiği ve bu ikisinin ilişkisinin nasıl kurulacağı meselesi üzerine temellendiğinden, iki filozof arasındaki anlaşmazlık aynı zamanda onların doğa anlayışlarındaki uyuşmazlığı da gözler önüne sermektedir. Nitekim pratik aklın ve öznenin kendiliğindenliğinin kurucu önceliğini savunan Fichte için doğa insana salt bir araç kılınmışken, Kant’ta diskürsif olarak hesabı verilemeyen ereksel doğa fikrini merkeze alan Schelling için insan bütünsel doğanın bir parçasıdır. Nihayetinde, başlangıç noktasını belirlerken düşünceyi varlığa, kavramı sezgiye yeğleyen felsefi bir sistemin doğa tasarımı ile bunun aksini iddia edip varlığın düşünceyi, sezginin kavramı öncelediğini öne süren bir sistemin doğa anlayışı arasındaki fark, günümüzün ekolojik kaygılarını anlamakta kullanılabilecek bir düşünsel harita sunmaktadır denilebilir.

Anahtar Kelimeler: Fichte, Schelling, Doğa Felsefesi, Organik Birlik, Düşünme Etkinliği, Varlık, Sezgi, Kavram.

ALMAN İDEALİZMİNDE BİR UĞRAK: ERKEN ROMANTİZMİN POLİTİK BOYUTU/ Can KARABÖCEK

Özet

Bu makalede Alman İdealizminden etkilenen ancak Alman idealizmine dâhil edilemeyecek olan Alman Erken Romantizmin önemli iki ismi olan Novalis ve Friedrich Schlegel’in görüşleri üzerinden erken romantizmin politik tutumunun ne olduğu genel çerçevesi ile ortaya konulmaya çalışılacaktır. Bunun için de öncelikle felsefi romantizmin temel çıkış noktası ve genel çerçevesi çizilmeye çalışılacak; daha sonra ise politik romantizmin ne olduğu ve temel savları belirtilecektir. Makalede romantizmin modernite içerisinde moderniteye karşı eleştirel bir yaklaşım olarak ele alınacaktır. Alman Romantiklerinin de bu açıdan modernitenin temel yaklaşımlarını benimsediği ve bu açıdan da modernitenin politik ürünü olan Fransız Devrimini başlarda coşkuyla karşıladıkları görülmektedir. Ancak moderniteye yönelik ikircikli tutumları Fransız devrimine yaklaşımlarında da görülmekte ve devrime karşı eleştirel bir tavır takındıkları görülmektedir. Bu çerçeve ile Novalis ve Schlegel’in politik tutumları, Fransız Devrimine yaklaşımları ve eleştirileri, moderniteye yönelik tutumları ele alınarak, politik romantizm ile ne ölçüde örtüştükleri saptanmaya çalışılacaktır.  Novalis ve Schlegel’in politik görüşleri ele alınarak politik romantizm ile örtüştüğü noktalar ortaya konulacaktır. En sonunda ise, Alman Romantizminin ortaya koyduğu toplum ve siyaset yaklaşımının Alman milliyetçiliğine bir ön giriş olduğu iddia edilecektir.

Anahtar Kelimeler: Erken Alman romantizmi, Fransız Devrimi, modernite eleştirisi, politik romantizm, muhafazakâr romantizm.

FICHTE’DE KARŞIKOYMA (ENTGEGENSETZEN) VE MANTIKSAL KARŞITLIK İLKESİ / Esma KAYAR

Özet

Bu çalışmada Johann Gottlieb Fichte’nin 1794/95 yılına ait olan Genel Bilim Öğretisinin Temeli eserinde karşıkoyma ve mantıksal karşıtlık ilkelerini nasıl açıkladığı incelenmiştir. Fichte’nin açıklamalarının daha iyi anlaşılabilmesi için öncelikle çelişmezlik ilkesini felsefenin en yüksek ilkesi olarak gören Wolffçü metafiziğe karşı Immanuel Kant’ın gerçek karşıtlık ve mantıksal karşıtlık arasındaki ayrımı felsefeye sunmasından kısaca bahsedilmiştir. Daha sonra Karl Leonhard Reinhold’un felsefeyi tek bir ilkede temellendirmek için ortaya koyduğu bilinç ilkesi ve bu ilkenin çelişmezlik ilkesi ile ilişkisi ele alınmıştır. Fichte bir Bilim Öğretisi olarak gördüğü felsefenin ayrı bir bilim olan mantığı temellendirdiğini iddia etmekle birlikte Bilim Öğretisi ilkelerini açıklamak için mantığı bir çıkış noktası olarak kullanmıştır. Fichte’ye göre mantığın ilk ilkesi olan mantıksal özdeşlik ilkesi Bilim Öğretisi ‘nin mutlak ilk ilkesi olan ‘Ben varım’ ilkesinden koyma aktı ile ortaya çıkmaktadır. Mantığın ikinci ilkesi olan mantıksal karşıtlık ilkesi, ‘A-olmayan değil = A’, ise formca mutlak fakat içerikçe koşullanmış olan ‘Ben’e mutlak olarak Ben-olmayan karşıkonur’ ilkesinden karşıkoyma aktı ile çıkmaktadır. Kant gibi Fichte de çelişmezlik ilkesini mantıksal karşıtlık ilkesi olarak isimlendirmiştir. Fichte olumsuzlama kavramına yaklaşımı ile çelişmezlik ilkesini kendisinden önceki filozoflara kıyasla daha ayrıntılı bir şekilde belirleyebilmiş ve bu ilkenin felsefenin ilk ilkesi olma tartışmasının yönünü değiştirmiştir.

Anahtar Kelimeler: Fichte, mantıksal karşıtlık, çelişmezlik ilkesi, mantık, karşıkoyma, olumsuzlama.

RUS FELSEFESİNDE YENİ-KANTÇILIK / Kasım MÜMİNOĞLU

Özet

Rus felsefesinde Yeni-Kantçılığın birçok açıdan ele alınması gerektiği bir gerçektir. Yeni Kantçılığın, her yerde olduğu gibi, Rusya’da da ortaya çıkışını hazırlayan faktörler XIX. ve XX yüzyılın Batı siyasi ve toplumsal yaşamı olmuştur. Makalede Yeni-Kantçılığın Rusya’da doğuşuna öncülük eden Aleksander İvanovich Vvedenskiy, İvan İvanovich Lapshin, Georgi Ivanovich Chelpanov, Georgi Davidovich Gurvitch, Hessen Sergey İosifovich, Boris Valentinovich Yakovenko, Fedor Avgustovich Stepun, Lappo Danilevski, Bogdan Aleksandrovich Kistyakovskiy, Boris Mihailovich Hvastov vb. gibi filozofların kendine has eleştirel felsefi düşüncelerini inceleyeceğiz. Bu bağlamda, bu düşünürlerin sosyokültürel problemler üzerindeki sistematik arayışlarının temellendirilişi üzerine analitik yaklaşımlarını ortaya koymayı hedefliyoruz. Çünkü bu analitik yaklaşımlar Rus toplumuna oldukça fazla katkı sağlamıştır. Özellikle de hayatın kişisel yönleri, sorunun toplumsal yaşamda her şeyin bireysel bir karaktere sahip olduğu durumlarda, genelleştirici sosyal bilincin uygulanmasında bir başarı olarak görülebilir. Nitekim Rus Yeni-Kantçı filozofların Kant’ın kritisizmine getirdikleri kendine has sentetik çözümlemeleri Rus felsefesinin, Rus din felsefesiyle olan ilişkisinde, yeni görevlerini belirlemede belirleyici olmuştur.

Anahtar kelimeler: Rus Yeni-Kantçılığı, nedensellik, transandantal idealizm, eleştiricilik, Kant.

FICHTE VE ELEŞTİREL FELSEFE / Umut ÖKSÜZAN

Özet

Johann Gottlieb Fichte’nin 1790-1799 arasında gerçekleştirdiği çalışmalarda eleştirel felsefeyi alımlama biçiminin gelişimini inceleyen bu makale ilk aşamada vahiy sorunu bağlamında dini inancın ödev ahlakından hareketle yeniden yorumlanışını,  ikinci aşamada ‘Ne hakla?’ sorusuna yanıt arayan transandantal sorgulamayı öznellik sorununu merkeze alan bir tin felsefesinde genetik yaklaşımla temellendirme denemesini tartışmayı, üçüncü ve son aşamada ise felsefi sorgulamalar arasındaki  farklılığın ve indirgenemez çatışmalı ilişkinin özgürlükte kök saldığını göstermeyi amaçlar. Immanuel Hermann, Fichte’nin “Fichte’s Leben”, Xavier Léon’un “Fichte et son temps” başlıklı eserlerinden ve Fichte’nin mektuplarından temel kaynak olarak yararlanan makalenin amaçları doğrultusunda ilk bölümde Alman düşünürün kaleme aldığı “Aphorismen ueber Deismus und Religion”, ahlak konusunda el yazmaları ve “Versuch einer Kritik aller Offenbarung”, ikinci bölümde Bilim Öğretisi için 1797’de yayınlanan iki giriş metni ve son bölümde ise Kant”ın 1799 tarihli Fichte’nin felsefesi hakkındaki Allgemeine Literatur Zeitung’da yayınlanan bilgilendirme notu ile bu konuda Schelling ve Fichte arasında gerçekleşen mektuplaşma çözümlenir.

Anahtar Kelimeler: Eleştiri, transandantal idealizm, dogmatizm, ahlak, inanç. 

KANT’A KARŞI KANT İÇİN: FICHTE’NİN HAYALGÜCÜ FELSEFESİ / Selda SALMAN

Özet

Alman idealizminin önemli filozofları arasında yer alan Johann Gottlieb Fichte, Immanuel Kant’ın çalışmalarından fazlasıyla etkilenmiş ve kendi felsefesini Kantçı bir felsefe olarak ilan etmiştir. Ancak Fichte, Kant’ın çalışmalarını oldukları gibi almamış ve onun eserlerine bir ilham kaynağı olarak yaklaşmıştır; çünkü Kant’ın transendental felsefesinde önemli sorunlar olduğunu öne sürmüş ve bu sorunlara, kendi felsefi yaklaşımı ile tutarlı felsefi bir sistem önererek çözüm getirmeyi hedeflemiştir. Fichte’nin Kant felsefesine karşı en önemli eleştirileri, kendinde-şey ve özgürlük problemleri olarak iki ana kavram altında özetlenebilir. Öncelikle, Fichte, Kant’ın kendinde-şey’e açık kapı bırakmasının Kant felsefesinin transendental idealizmin ortadan kaldırma iddiasında olduğu bir tür dogmatizm olarak yorumlanabilmesine imkan tanıdığını; ve ikinci olarak da Kant’ın pratik felsefesinin, her ne kadar özgürlüğe merkezi bir önem atfetmiş olsa da, gerçek anlamda özgürlük olarak adlandırılamayacağını ve bunun epistemolojik ve ahlaki özne arasındaki ayrımdan kaynaklandığını ileri sürer. Bu çalışmanın amacı, Fichte’nin, teorik ve pratik felsefenin hayalgücü yetisinin işlevleri ile birbirine bağlandığı bir felsefi sistemle, hayalgücü yetisine merkezi bir konum vererek bu sorunlara çözüm getirdiğini ileri sürmektir.

Anahtar Kelimeler: Kant, Fichte, hayalgücü, kendinde-şey, özgürlük, ahlak, etik.

Scroll to Top