Heidegger

hair colour consultation form hair specialist trichologist cheap hair extensions raw hair factory indianapolis in how to sew wigs together human hair wigs uk how to apply keratin hair extensions yourself hair extensions for indian wedding human hair wigs semi permanent hair extensions shrink links hair extensions hair wigs cutting hair extensions for volume itchy scalp with hair extensions simply wigs

heidegger 8

Felsefi Düşün Sayı:8 – Heidegger / Nisan 2017

Issue Editor: Kaan H. ÖKTEN (MSGSÜ)

Makalelerin özetleri ve anahtar kelimeleri için lütfen ilgili makalenin ismi üzerine tıklayınız.

 

Bu Sayının Hakem Kurulu

Türker ARMANER (Galatasaray Üniversitesi)

Melih BAŞARAN (Galatasaray Üniversitesi)

Fulya BAYRAKTAR (Gazi Üniversitesi)

Ayhan ÇİTİL (İstanbul 29 Mayıs Üniversitesi)

Betül ÇOTUKSÖKEN (Maltepe Üniversitesi)

A. Kadir ÇÜÇEN (Uludağ Üniversitesi)

Özge EJDER (MSGSÜ)

Uğur EKREN (İstanbul Üniversitesi)

Kurtul GÜLENÇ (MSGSÜ)

Sevgi İYİ (Maltepe Üniversitesi)

Nazile KALAYCI (Hacettepe Üniversitesi)

Can KARABÖCEK (Kırklareli Üniversitesi)

Levent Yurdakul KAVAS (Yeditepe Üniversitesi)

Aliye K. KOVANLIKAYA (Galatasaray Üniversitesi)

Gamze KESKİN YURDAKURBAN (Kırklareli Üniversitesi)

Murad OMAY (İstanbul Üniversitesi)

Enver ORMAN (İstanbul Üniversitesi)

Güncel ÖNKAL (Maltepe Üniversitesi)

Muttalip ÖZCAN (Maltepe Üniversitesi)

Özgür SOYSAL (Ege Üniversitesi)

Hüseyin Fırat ŞENOL (Anadolu Üniversitesi)

Mehmet ŞİRAY (MSGSÜ)

Ahu TUNÇEL ÖNKAL (Maltepe Üniversitesi)

S. Halil TURAN (ODTÜ)

Sadık TÜRKER (Kırklareli Üniversitesi)

Çiğdem YAZICI (Üsküdar Üniversitesi)

Yücel YÜKSEL (İstanbul Üniversitesi)

 

   MAKALELER

‘Tanrı Felsefeye Nasıl Girer?’ Sorusuna Cevaplar Olarak Platon’un Euthyphron Diyaloğu ve Heidegger’in Ontoteoloji Eleştirisi / Metin BAL

Özet

Bu makale üç bölümden oluşmaktadır. Bu makale boyunca ‘Tanrı felsefeye nasıl girer?’ sorusu konuyla ilgili filozofların – Ksenofanes, Platon, Heidegger – düşüncelerine başvurularak cevaplandırılmaya çalışılır. ‘Tanrı’, ‘din’ ve ‘dindarlık’ kavramlarına felsefi olarak yaklaşıldığında birçok şaşırtıcı durumla karşılaşılır. Bir kimsenin dindar olmaması onun atheist biri olduğu anlamına gelmez. Bunun yanında, çoğu insan dindar olmamasına rağmen ‘Tanrı’ kavramını kullanmayı sürdürür. Giriş bölümünde dinin ve Tanrı’nın sıradan insanın günlük hayatındaki yeri çağımızı kapsayacak şekilde kısaca ortaya konulur. Birinci bölümde ‘Tanrı’ kavramına felsefi yaklaşımın başlangıcı olarak Ksenofanes’in tanrılar hakkındaki antropomorfik inanç eleştirisi açıklanır. Platon’un Euthyphron diyaloğu din ve dindarlığın ne olduğunu sorgulayan ilk felsefi metindir. İkinci bölümde Platon’un Euthyphron diyaloğunda felsefi bakımdan dindarlığın hiçbir tanımının ikna edici olmadığı, böylece Platon’a göre Tanrı’nın felsefeye girmesinin imkansız olduğu ortaya konulur. Din konusunda Atina’nın en bilge kişisi Euthyphron Sokrates’in dindarlıkla ilgili sorularına cevap veremez ve tartışmayı terk eder. Üçüncü bölümde Tanrı’nın felsefeye nasıl girdiği Heidegger’in ontoteoloji eleştirisi yoluyla açıklanır. Heidegger’e göre metafizik bugüne kadar ontoteolojik olarak inşa edilmiştir. Ancak varlık ve varolanlar arasındaki fark anlaşıldığında Tanrı’nın felsefedeki işlevi anlaşılır hale gelecektir.

Anahtar Kelimeler: Tanrı, din, dindarlık, dinsizlik, ontoteoloji.

Platon’un Mağarasına Dönüş Yolunda: Heidegger, Platon ve Aletheia / Özgür AKTOK

Özet

Bu makalede, Heidegger’in Platon dersi bağlamında ‘aletheia’ kavramı ontik ve ontolojik anlamları açısından sorunsallaştırılarak kavramın ontik ve yanıltıcı olan anlama biçimlerine işaret edilmektedir. ‘Aletheia’nın ontik olarak anlaşılmasının önemli bir nedeninin, onun salt bir değilleme (Negation) olarak kavranması olduğu gösterilerek bu anlama biçimine karşı Platon felsefesi sınırları içinde onu ontolojik olarak anlamanın yolu önerilmektedir: Mağara benzetmesinin aşamaları aletheia’nın ortaya çıkmasındaki farklı değilleme aşamaları olarak yorumlandığında, ‘aletheia’ salt bir değilleme olarak değil, konumlayıcı bir değilleme (positive Negation) olarak ortaya çıkmakta, böylelikle ontik değil, Heidegger’in kastettiği ontolojik anlama sahip olmaktadır. Bu ontolojik anlamı kazanmasını sağlayan, benzetmenin son aşamasında filozofun ‘mağaraya geri dönerek’ mağaradan çıkmasını sağlayan ilk değillemenin de bir değillemesini, yani bir konumlamayı (Position) gerçekleştiriyor olmasıdır. Dolayısıyla, makalenin temel savı, ‘aletheia’nın ancak konumlayıcı bir değilleme olarak anlaşıldığında ontolojik anlamına sahip olabileceği şeklinde özetlenebilir. Bu temel savın dışında öne sürülen bir yan sav da, ‘Wahrheit’ı ‘doğru’ ya da ‘doğruluk’ olarak çevirmemizin, kelimenin alethik anlamını Türkçede çok daha iyi verdiği ve Türkçenin kendi dilsel sınırları içinde bu yazının temel savını anlamamızda bize yardımcı olduğu yönündedir. Bu yan sav, çeşitli felsefi ve dilbilimsel gerekçelerin yanı sıra, ‘doğru’nun ‘doğmak’ ile eş-kökenli olduğunu ve ‘doğ-u-ru’ kelimesinden evrildiğini saptayan etimolojik gerekçelerle desteklenmektedir.

Anahtar Kelimeler: Heidegger, Aletheia, doğruluk, varlık, ontik, ontolojik

Metafizik Theta Kitabının Birinci Bölümünde Dynamis Kavramı / Erhan ATAGÜL

Özet

Ontik-ontolojik ayrımını Martin Heidegger Basic Problems of Phenomenology adlı çalışmasında ve 1929 tarihli “On The Essence Of Ground” adlı makalesinde felsefeye kazandırmış ve daha sonra bu ayrımı birçok çalışmasında zemin olarak kullanmıştır. Ontolojik Fark olarak adlandırılan söz konusu ayrım, Heidegger tarafından teşhis edilmiş olsa dahi esasında bir gerçeklik olarak felsefenin başlangıcından itibaren zımni olarak mevcuttur. Zira ilk soru olan ‘varolanlara varlığını veren şey nedir’ ya da bilindik adıyla arkhê sorusu esasında içinde ontolojik fark problemini barındıran bir sorudur. Heidegger’in felsefe tarihini yeniden ele alması da onun ontolojik fark problemini bu bağlamda ele aldığının göstergesidir. Varlığın tarihini bu biçimde okumak felsefe tarihindeki en radikal adımlardan biridir şüphesiz. Biz bu çalışmada, söz konusu ayrımı Aristoteles’in Metafizik’inin dokuzuncu kitabı olan Theta’nın ilk bölümünde ortaya konan dynamis kavramını, ontik-ontolojik ayrımı üzerinden inceledik. Bu hususta ilk olarak energeia, entelekheia ve kinêsis kavramlarına değinilmiştir. Ardından ontolojik fark çerçevesinde etkin, edilgin ve yokluk olarak dynamis kavramı incelenmiştir.

Anahtar Kelimeler: Dynamis, ontolojik fark, Aristoteles, metafizik, Heidegger.

Heidegger’in Yarım Kalan Kopernik Devrimi / Nebil REYHANİ

Özet

Martin Heidegger’in başka pek az filozofta görebileceğimiz bir özelliği başka filozofları yorumlamaya ayırdığı yer ve zamandır. Bu yorumlar felsefe tarihçiliğine bir katkı olarak düşünülmüş olmasa da bu alanda bir tartışma yaratmışlardır. Kimileri Heidegger’in yorumlarının yanlış bir okumaya dayandığı gösterilebilecek olsa bile onun bu yorumlarda ısrar etme hakkı olduğunu, çünkü filozof olarak onun felsefe tarihçiliği kriterlerine bağlı olmadığını varsaymışlardır. Ben bu tür bir çifte standardın mümkün olmadığını, ama aslında Heidegger ile felsefi bir tartışma için buna ihtiyacımız da olmadığını göstermeye çalışacağım. Heidegger’in erken Kant yorumuna odaklanarak onun bu yorumunun oldukça yenilikçi kimi görüşlere dayandığını, ama Kant’ı belirli bir perspektiften okuduğu için bunu çok ileri götüremediğini iddia edeceğim. Heidegger’e göre Kant’ın temel amacı insan aklının sonluluğunu ortaya koymaktı. Ne var ki o bunun için Kant’ın intuitus originarius kavramına dayanırken onun bu bağlamda daha temel kavramı entelektüel görü’yü tamamen görmezlikten gelir. Buna rağmen ben onun yorumunun Kopernik devriminin farklı bir anlamıyla devrimsel olduğunu ve bunun Kant’ın kendi maksadına ‘standard’ Kant yorumlarından daha yakın olduğunu göstermeye çalışacağım. Bununla birlikte Heidegger bu yorumu daha sonra geri çektiğinden ben bunu yarım kalmış bir devrim olarak adlandırıyorum.

Anahtar Kelimeler: Heidegger, Kant, akıl, metafizik, epistemoloji.

Kant’ın Kopernik Devrimi Işığında Heidegger’in Hakikat ve Özgürlük Temalarını Yeniden Düşünmek / Emrah GÜNOK

Özet

Şöyle bir durup düşünmek, normun da, doğruluk deneyiminin de, kendisini kuşatmış olan şeylerin ötesine geçme yeteneğini haiz bir varlığı gerektirdiğini fark etmek için yeterli olacaktır. Dış dünyanın empirik bilgisini veren önermeleri nasıl ki olgular doğru ya da yanlış kılıyorsa; sosyal yaşantının bir parçası olan insanın ifâ ettiği edim ile takındığı tutum ve yaptığı seçimlere iyi/kötü yakıştırması yapılmasını sağlayan ahlâki bir yasallıktan bahsetmek o ölçüde mümkündür. Gerek bilişsel, gerekse de ahlâki yaşantısı süresince insan, çevreleyen dünyanın kendisi üzerindeki nedensel müdahelelerine izin vermekle yetinmez, kendisi de kural koyar. Böylelikle doğa içindeki şeylerden bir şey olmakla kalmayıp, sınırlarının bir anlamda dışına taşarak özgürleşir (doğa yasasından anlamında). Bu yazıda amacım, Martin Heidegger’in bakış açısından kendini norma teslim etme yaşantısının özgürlüğün derin anlamını verdiğini göstermeye çalışmak olacaktır. Filozofun Dasein’ı betimlemek için kullanmış olduğu dünya-da-olma kavramının zihnin yönelimselliği nitelemesine yaptığı katkıyı ele almak bu noktada önem taşımaktadır. Husserl fenomenolojisinin Heidegger’in ellerinde ontolojik bir karakter kazanmış olmasının, özgürlüğe ilişkin anlayışımızı derinleştirip derinleştirmeyeceği sorusu, aşkınlık (transcendence) ve zemin (ground) meselelerini gündeme getirmeyi gerektirecektir. Heidegger’in Dasein tasarımının Kantçı Kopernik devriminin mümkün kıldığı aşkınsal öznenin sınırlarını ne anlamda zorladığına bakmak, özgürlüğe ilişkin derin kavrayışa ulaşmaktaki yol göstericimiz olacaktır.

Anahtar Kelimeler: Heidegger, hakikat, Kopernik devrimi, özgürlük, aşkınlık, Kant.

Heidegger’in Kant Okuması: Hayalgücü, Zaman ve Sonluluk / Selda SALMAN

Özet

Martin Heidegger’in özellikle Immanuel Kant’ın Kritik der reinen Vernunft’una (Saf Aklın Eleştirisi) odaklanan Kant und das Problem der Metaphysik (Kant ve Metafizik Problemi) ve Phänomenologische Interpretation von Kants Kritik der reinen Vernunft (Kant’ın Saf Aklın Eleştirisi’nin Fenomenolojik Yorumu) eserlerinde ortaya konulan Kant yorumu felsefi alanda pek çok tartışmaya neden olmuştur. Bu tartışmaların merkezinde ise Heidegger’in Kant’ın felsefesine ne denli sadık kalarak Kant’ı incelediği yer alır. Açıktır ki Heidegger Kant’a sadık kalma iddiası taşımamakta, Kant’ı bir başlangıç ve Saf Aklın Eleştirisi’ni de yeşertilmesi gereken felsefi bir nüve olarak görmektedir. Bu anlamda Heidegger Kant’tan bir ontoloji çıkarmak ister ve SAE’nin birinci ve ikinci basımları arasındaki farkın altını çizerek birinci basımda Kant’ın hayalgücü yetisine (Einbildungskraft) verdiği “ayrıcalığı” kendi felsefi projesi lehine değerlendirir. Bu çalışmada öne sürülen, Heidegger’in bu okumadan hayalgücü yetisi üzerinden zamanın kökenselliğini temel almasının kendi felsefesinde Dasein’ın sonluluğu ve ölüme yazgılılığıyla doğrudan bağlantılı olması ve zamanın “her türlü varlık anlayışının ufku” olarak ortaya konmasına dayanak sağlamış olmasıdır.

Anahtar Kelimeler: Kant, Heidegger, hayalgücü, Saf Aklın EleştirisiKant Kitabı, zaman, Varlık ve ZamanDasein, zamansallık, sonluluk.

Heidegger ve Kant’ta Vicdan Kavramı Üzerine/ Umut ELDEM

Özet

Martin Heidegger’in, kendisinden önce gelen düşünürlerle farklı düştüğü bir çok noktadan biri vicdan kavramıdır. Bu kavram, Varlık ve Zaman’da zamansallık, kapalılığı-açma-kararlılığı, ölüme-doğru-varoluş gibi bir çok merkezi kavramı bir araya getirmesi açısından da önemlidir. Heidegger, felsefe tarihi boyunca bir çok farklı vicdan kavramının geliştirildiğini, ancak hiçbirinin ontolojik açıdan öncelikli olan vicdan kavramına ulaşamadığını iddia eder. Heidegger’in sözünü ettiği daha klasik bir yorumlardan birini, Immanuel Kant’ın eserlerinde bulmak mümkündür. Kant felsefesi, Heidegger’in özellikle erken dönem çalışmaları açısından hayati bir öneme sahiptir. Bu makalede iki düşünürün vicdan kavramlarını kıyaslayarak ahlak, benlik ve zamansallık kavramları açısından düşünceleri arasındaki benzerlikleri ve farklılıkları incelemeyi ve bu sayede yöntemsel bir kıyaslamanın da zeminini hazırlamayı hedefliyorum. Heidegger ve Kant için vicdan sahibi olmak ne demektir? Nasıl bir varlık vicdana ihtiyaç duyar? Heidegger’in fenomenolojik analizleriyle Kant’ın normatif argümanlarını ortak bir zeminde buluşturmak mümkün müdür? Heidegger’in, özellikle de vicdan kavramı bağlamında, Kant’a yönelik eleştirilerinin kapsamı ve mahiyeti nedir?

Anahtar Kelimeler: Kant, Heidegger, vicdan, zamansallık, benlik, ahlak, normativite.

Heidegger ve Hegel’de Yaşamı Düşünmek / Elif ÇIRAKMAN

Özet

Bu yazı Martin Heidegger’in yaşamı düşünme çizgisinin izini sürmeyi amaçlamaktadır. Bu bağlamda yazıda ilkin, Heidegger’in erken düşüncesinde ‘yaşam’ ile ‘dünya’ ilişkisi sorgulanmaktadır. İkinci olarak Heidegger’in 1929-30 Freiburg Üniversitesinde verdiği derslerde (Metafiziğin Temel Kavramları) yaşam meselesinin tekrar ortaya çıkışının anlamı incelenmektedir. Bu derslerde Heidegger insan ve hayvanın varlık tarzlarının farkına ilişkin düşünür. Bu fark, hayvanın varlığını ‘yaşam’, insanın varlığını ise Dasein olarak açık kılar. Son olarak Heidegger’in, Georg Wilhelm Friedrich Hegel’in Tinin Fenomenolojisi’ni yaşam meselesi ekseninde okuması incelenmektedir. Bu bağlamda Heidegger’in 1930/31 derslerinde (Hegel’in Tinin Fenomenolojisi), Hegel’in yaşam kavramına dair yorumunu sonsuzluk, zaman ve tarihsel-olma meselelerini açması bakımından ele alıyorum. Burada amacım yaşamın, Hegel ve Heidegger’de farklı zeminlerde düşünülmüş olduğunu gösterebilmek. Bu amaç dâhilinde aralarındaki farkın, Heidegger’in yaşamı sonluluk, Hegel’in ise sonsuzluk zemininde düşünebilmesinde yattığını iddia ediyorum. Bu fark aynı zamanda her bir düşünürdeki yaşam ve felsefe ilişkisine işaret etmektedir. Hem Heidegger hem de Hegel yaşamın ve felsefenin hakiki varlığını praxis olarak görse de Heidegger yaşama dair sonlu bir kavrayışa müsaade ederken, Hegel için felsefi düşünme, yaşamın öz-gelişiminin nihai ereğidir (telos).

Anahtar Kelimeler: Yaşam, dünya, Dasein, tarihsel-olma, varlık, zaman, sonluluk, sonsuzluk.

Heidegger’in Dersleri Nietzsche’nin Biyoloji Kavrayışını Nasıl Gözardı Etti? / Elif YAVNIK

Özet

Martin Heidegger’in Nietzsche dersleri Friedrich Nietzsche’yi akademik felsefeye saygın bir figür olarak kazandırmayı hedefler. Bu ‘saygınlaştırma’ çalışması Heidegger için aynı zamanda Nietzsche’nin o dönemde yaygın olan ‘biyolojistik’ yorumlarından uzaklaşmak ve düşüncesinin metafizik anlamlarını araştırmak anlamına da gelmektedir. Heidegger bu derslerde Nietzsche düşüncesinin Batı metafiziğinin son durağı olmakla beraber ‘hakikat’ sorusunu yeniden sormaya yönelmediği için metafiziği aşamadığını söyler. Heidegger’in buradaki Nietzsche okuması kendi düşüncesinin yönelimleriyle yüklüdür. Yorumunun bu özelliği nedeniyle, ve de indirgemeci ‘biyolojistik’ okumalara mesafe almaya çalışırken, Heidegger Nietzsche’nin kullandığı biyolojik dilin anlamını teslim edemez. Nietzsche’nin metafiziğin ötesine yönelimi Heidegger’inkinden çok farklıdır. Nietzsche biyoloji ve etik söylemlerini birbirleriyle derin bir ilişki içinde düşünür. Nietzsche metafizik ‘hakikat’in çıkmazını, felsefenin temelini etik etkinlik olarak düşünerek ve de duyusal, canlı, biyolojik olanı felsefenin alanına yeniden davet ederek aşmayı öngörür. İki düşünür felsefenin zemininin yeniden düşünülmesi gerektiği konusunda hemfikir olmakla beraber, düşünceleri birbirine indirgenebilir değildir. Heidegger kendi bakış açısından sıyrılamadığı için Nietzsche’nin düşüncesinin biyoloji kavrayışı yoluyla önerdiği dönüşümü gözden kaçırmaktadır.

Anahtar Kelimeler: Heidegger, Nietzsche, Etik, Biyoloji, Fizyoloji.

Fenomenolojik Bir Sorun Olarak Kriz: Husserl ve Heidegger / Emre ŞAN

Özet

Fenomenolojik yöntemler ve çeşitli fenomenolojik felsefe gelenekleri güncel krizlerin sosyal, politik ve ekonomik karmaşık boyutlarını anlamamıza yardımcı olabilir mi? Söz konusu krizler aynı yapıya mı sahipler, yoksa bütünüyle özdeş olmasalar da aralarında özel bir bağ mı var? Bu bizi daha temel bir soruya götürür: Aslında tüm bu sınırları belli krizlerin altında yatan temel bir krizden söz edebilir miyiz? Eğer bu kriz nihaî olarak rasyonelliğin krizi ise, bu temel kriz felsefe ile ilgili olması bakımından, deyim yerindeyse, felsefenin krizi olmaz mı? Kriz üzerine felsefî düşünüm kaçınılmaz olarak felsefenin bizzat kendisi, statüsü, kendi krizini betimleme imkânı ve bu krize çare olma becerisi üzerine düşünüme yol açmaz mı? Araştırmam bu soruların çizdiği kuramsal çerçevede başlar. Sorulara cevap aramak için öncelikle Husserl’in ‘kriz’ kavramını açıklayacağım. Husserl birbirlerinden açıkça ayrı olsalar da yine de bir şekilde birbirlerine bağlı üç krizden söz eder: Bunlar, doğa ve insan bilimleri olarak bilimler krizi; özel bir bilim olarak felsefenin krizi ve anlamın krizi ile birlikte gelen kültür krizidir. Husserl’in kriz fikrini açıkladıktan sonra, Heidegger’in Husserl ile girdiği diyaloğu, kriz ve Ge-stell fikirlerinin karşılıklı bağlantıları içinde ortaya koyacağım.

Anahtar Kelimeler: Kriz, yaşam dünyası, rasyonellik, DaseinGe-stell.

Davos, Heidegger, Cassirer: Felsefi Bir Tartışma / Kubilay HOŞGÖR

Özet

Bu çalışmada felsefe tarihi açısından benzersiz bir tartışmayı ele alıyorum: Martin Heidegger ve Ernst Cassirer tartışması. Bununla ilgili olarak aşağıdaki önermeleri detaylandırıyorum: 1) Bana göre, Heidegger Neokantçılık eleştirisinde doğru bir noktayı yakalamıştır. Onun açısından, zaman insana transendent hale getirildiğinde tarihsellik salt bir ideale dönüşür. 2 ) Ne var ki, Neokantçı Hermann Cohen için yerinde olan bu eleştiri, sonradan gerçekleştirdiği düşünme tarzı değişimi içinde, Cassirer için şüpheli hale geliyor. 3) Bana göre Heidegger, Cassirer’in Sembolik Formlar Felsefesi’nde hedeflediği şeyi öyle iyi anlamıştır ki, Cassirer’i anlamak için Heidegger’e başvurmanın gerekli olduğu bile iddia edilebilir. Tam da bu, Heidegger’in mitos kavrayışını Cassirer’e nazaran daha akla yatkın kılıyor. Buna bağlı olarak, Cassirer’in bilinç analizi empirik-psikolojik bir analiz olmakla birlikte, felsefi bir gerekçe barındırmıyor. 4) Heidegger ise ‘sahici’ bir zamansallık fenomeni ortaya koymaya çalışırken, bana göre tam da kendini gelenekten koparma ‘tarzı’na takılıyor. Bu tarz içinde onun Dasein analizi tarihsel olmaktan çıkıp, adeta katılaşıyor.

Anahtar Kelimeler: Cassirer, Heidegger, Davos tartışması, Neokantçılık, Dasein, zamansallık, sonlu-sonsuz insan aklı, intuitus originarius.

İnsan ve Varlık İlişkisinden İnsan ve İnsan İlişkisine Heidegger’den Buber’e Giden Yol / Fatih YILDIZ

Özet

Modern insanın Varlıkla kurduğu ilişki sakat ve çarpık bir ilişkidir. Bu ilişkinin tehlikesi hesaplayıcı ve planlayıcı düşünmenin, olagelen Varlığı zora sokmasıdır.  Öyle ki Varlıkla kurulan bağ, böyle bir durumda kontrol, düzenleme, ölçme ve hizaya getirme şeklini alır. Varlık yoldan çıkmıştır. Bunun nedeni ise her şeyi kategorize eden ‘teknik düşünme’dir. Varlık kendi haline bırakılmadıkça, yani Varlığa müdahale etmeden ona iştirak etmeyi başaramadıkça insanla Varlık arasındaki ilişkinin diğer olanaklarını da görmek pek mümkün gözükmemektedir. İşte bu farklı olanaklardan birini Buber göstermektedir. Ona göre Ben ve Sen ilişkisi içinde hiçbir maksat ve kuşku olmadığı gibi Sen, hesap edilen istatistikî bir nesne de değildir. Dolayısıyla koordinatlar düzlemine yatırılmış analitik varlık anlayışı burada yerini naif bir ilişkiye bırakır.  Bu ilişki kendisi için tehdit oluşturabilecek her türlü ‘ego’ çarpışmasını dışarıda bırakır. Kendine kapanma ve sıkışma halinden Ben’i ancak Sen kurtarabilir. Sen, kendini, kendi içinden çıkararak ağırlığını hafifletir. Heidegger Varlığı tarihsellik, ölüm, havf gibi kavramlarla ilişkilendirirken Buber, insanın insanla muhabbetine dayanan ilişkisinden yola çıkar.

Anahtar Kelimeler: Varlık, insan, ilişki, Ben, Sen, ölüm.  

Hakikat, Dünya, Sınırlı Gerçeklik: Çağdaş Ontolojik Tartışmalar Çerçevesinde Heideggerci Bir Yorum Denemesi / Murat BAÇ – Çağlar ÇÖMEZ

Özet

Yazımıza, yalnızca yargıların ya da önermelerin üzerinde durmaktansa varlık ve hakikatin ontolojik ‘serüvenlerine’ dikkatimizi yöneltmenin önemine ilişkin genel bir felsefi resim çizerek başlıyoruz. “Dünyanın Açılması” başlığını taşıyan ikinci bölümde, Martin Heidegger’in Varlık ve Zaman kitabında hakikat ve varlık konusunda sunduğu görüşlere dayanarak onun ‘dünya’ anlayışını ayrıntılı bir şekilde sergiliyoruz. Bu bölümün birinci alt bölümü Heidegger’in hakikatin karşılık kuramını nasıl irdelediğini göstermeyi, ikinci alt bölümü ise onun ‘dünya’ kavramını aydınlatmayı hedeflemektedir. Ardından gelen üçüncü bölümde Kant’ın Transandantal İdeacılığına ve genel olarak transandantal işlevin doğasına ve önemine ilişkin belli saptamalar yapıyoruz. Söz konusu bölümde esas amacımız, ikincil literatüre bazı göndermeler yoluyla Heidegger’in Kantçı gelenekle olan ilişkisine dair bir tartışma sunmaktır. Son bölümde ise, çağdaş literatüre ve özellikle ‘gerçekçilik’ konusuna eğiliyoruz. Bu çerçevede ilk olarak Heidegger’in konuya dair tartışmalarda alabileceği yere ilişkin bir sorunsalı dile getiriyoruz. Daha sonra, bu bağlamda kendi yorumumuz olarak, hem Immanuel Kant’ın hem de Heidegger’in ‒ farklı tarzlarda olsa da ‒ Sınırlı Gerçekçilik adını verdiğimiz bir varlıksal görüşe yakın bulunabileceğine ilişkin argümanlar sunuyoruz.

Anahtar Kelimeler: Dasein, dünya, gerçekçilik, Heidegger, transandantal, varlık.

Heidegger’de Varlık Sorusu ve Hakikat Sorunu / Ömer AYGÜN

Özet

Martin Heidegger, 1920’lerin ikinci yarısında, özellikle başyapıtı Varlık ve Zaman‘da, metafizik tarihi boyunca varlığın (Sein) varolana (Seiend) indirgendiğini, bu indirgemenin varlık sorusunu örtbas ettiğini, oysa varlığın varolandan farklı olduğunu ve varlık sorusunu canlandırmak için bu farkın incelenmesi gerektiğini iddia eder. Beri yanda Heidegger’e göre hakikat anlayışında da temel bir dönüşüm yaşanmış, asli hakikat anlayışından ‘uygunluk’ ya da ‘denklik’ anlamındaki geleneksel hakikat anlayışına geçilmiştir. Bu makalede varlık sorusu ile hakikat sorunu arasındaki bağlantı araştırılmakta, ikisinin ortak bir yapı paylaştığı ileri sürülmekte ve bu ortak yapı kısaca betimlenmektedir. Buna göre, geleneksel hakikat anlayışındaki sorun, aralarında ‘uygunluk’ ya da ‘denklik’ ilişkisinin kurulacağı tarafların (önerme ve olgu, düşünce ve doğa, ideal alan ve reel alan, vs.) ortak bir zemine ait olduğunu varsaymak zorunda olması ama bu zeminin ne olduğunu belirginleştirmemesidir; oysa geleneksel hakikat anlayışının dayandığı bu ortak zemin ‘varolan’dır; bu nedenle hakikat sorunu doğrudan doğruya varlık sorusuyla bağlantılıdır. Makalede, bu bağlantının yanısıra, varlık sorusu ile hakikat sorununun ortak bir yapı taşıdığı gözlemlenmektedir: geleneksel hakikat anlayışının asli hakikat anlayışını hem varsayması hem de örtbas etmesindeki zorunluluk, varlığın varolana indirgenerek unutulmasının kaçınılmazlığıyla örtüşür.

Anahtar Kelimeler: Varlık, fenomenoloji, hakikat, doğruluk, uygunluk teorisi.

Heidegger’in Olanak ve Aşkınlık Kavramları Üzerine / Cihan CAMCI

Özet

Martin Heidegger’in Varlık ve Zaman’da yazdığı iki cümlesi, tüm düşüncesinin bir özeti gibi ele alınabilir. Bu cümlelerde, olanağın gerçekliğin üstünde bir mertebede olduğu ve varlığın saf ve yalın aşkınlık olarak düşünülebileceği anlatılıyor. Biz bu çalışmada, bu iki cümlenin zamansal bir söz dağarı ile yorumlandığında, gerçekten de Heidegger’in düşüncesinin özeti olabileceğini göstermeye çalışıyoruz. Bunun için, gündelik yaşamda şeyleri el altında şeyler olarak anlayışımızın zamansal yapısını açıklıyor, gündelik yaşamın zamansallığının bu iki cümlenin belirleyici rolünü anlamak için temel olduğunu öne sürüyoruz. Şeyleri öznenin karşısında konumlanmış nesneler olarak anlamanın yerine, onları günlük yaşamdaki gereksinimlerimizi karşılamak amacıyla kullandığımız aletler olarak gördüğümüzü anımsatıyoruz. Böylece el altındaki araçsal işleyiş ve iş görme işlevlerinde şeyler, gündelik yaşamın zamansal yapısının akışının bir parçası haline geliyorlar. Şeylerle karşılaştığımızda, henüz onları gerçek birer şey olarak anlamadan önce algıladığımız halimizin, el altında anlayış aşamasında da sürdüğünü ve olanak olarak şey ile gerçekleşen şey arasında bir bölünmüşlük olmadığını öne sürüyoruz. Bölünmemişliğin aslında meydana gelişin, oluşun kendisinin sürüşü olduğunu, şeylerin aslında dikkate alınmadıkları için bir tür olmayış alinde anlaşıldıklarını ve zamansal geçişliliği uzamsal bir konumla sınırlamadıklarını söylüyoruz. İşimize yarayan olayların meydana gelişlerini dikkate alıp umursamamız sayesinde, anlayış ve oluşun aynı şey olduğunu, bir meydana gelişi anlayışın, meydana gelişin kendisini, oluşu anlayış olduğunu öne sürüyoruz. Böylece, gündelik yaşamdaki halimiz varlığı da anlayış demektir diye düşünüyoruz. Yazının sonunda, Heidegger’in orijinalliğini akademik bir söz dağarcığına indirgemenin ötesinde, onun bu kavramlarıyla birlikte düşünmeyi, edebiyattan bazı örneklerle deniyoruz.

Anahtar Kelimeler: olanak, zaman, geçiş, gündelik yaşam, açıklık, sayılabilirlik, geleceğe doğru yönelmiş olmak.

Heidegger’de Yazgının Açığa Çıkma Tarzları Üzerine Bir Deneme / Aysun GÜR

Özet

Martin Heidegger yirminci yüzyılın en önemli filozoflarından biridir. O düşünce serüvenine Varlığın anlamını sorarak başlamıştır diyebiliriz. Bu soru Varlığın nasıl açığa çıktığını sormak demektir. Burada Varlığın açıklığı olarak hakikat, hep gizlenme bağıyla birlikte düşünülür. Bu makalede Heidegger’in bir yazgı anlayışı olup olmadığı temel problemdir. Bu bağlamda yazgının anlamını açığa çıkarmaya çalışırken, yazgının açığa çıkma tarzlarıyla karşılaşılmıştır. Her durumda yazgının karşılıklı ilişkiler/bağlar içinde açığa çıktığı görülmüştür. Böylelikle öne çıkan kavram ilişki/bağ olur. Dolayısıyla Heidegger’in yazgı anlayışını ilişki temelinde düşünmek, geleneksel yazgı anlayışının dışına çıkmamıza imkân sunar. Bu ise anlamanın başlangıç noktasını taraflardan biri oluşturmuyor demektir. Bir anlama tarzı olarak, tarafların ne olduğuna değil de aralarındaki ilişkiye yönelmek, göremediğimiz bir sürü imkânın açığa çıkmasını sağlayabilir. Öncelikle bize bir açıklık sunar. Varlıktaki çokluğun birliğini, onların birbirine ait olduğunu uzaktan da olsa duyurabilir. Taraflardan birine takılıp kalmayarak yeni bir şeyle karşılaşmanızı sağlayabilir. Böylece yazgının beş tarzda açığa çıkan ilişkilerin ilişkisi olduğu görülebilir. Burada kullanılan yöntem hermenötiğe ve fenomenolojiye dayanılarak ulaşılan karşılıklı okuma yöntemidir.

Anahtar Kelimeler: Heidegger, yazgı, varlık, hakikat, ilişki.

Heidegger Üzerine Düşünceler / Örsan K. ÖYMEN

Özet

Bu yazı 20. Yüzyıl Alman filozofu Martin Heidegger üzerine çeşitli düşüncelerden oluşmaktadır. Heidegger’in Nazilerle ilişkileri, mantıkçı pozitivistlerle çatışmaları, mantıkçı pozitivistlerin Nazilere muhalefeti, Rudolf Carnap’ın ve Heidegger’in temel felsefi akıl yürütmelerinin karşılaştırılması ve Heidegger’in Varlık ve Zaman eserinden belli bölümlerin çözümlenmesi, bu yazının temel konularıdır. Heidegger, Nazi yönetimiyle 1930’lardaki bağlarından dolayı, tartışmalı bir kişiliktir. Öte yandan, Heidegger’in felsefi düşüncelerinin ve kuramlarının Nazi ideolojisinin bir sonucu olduğunu söylemek zordur. Ancak, Heidegger’den farklı olarak, mantıkçı pozitivistlerin Nazilere karşı direndikleri ve bunun bedelini ölüm, sürgün ve üniversitelerindeki işlerinden atılmak biçiminde ödedikleri de tarihsel bir gerçektir. Felsefi boyutla ilgili olarak ise, mantıkçı pozitivistler ve onların önde gelen kişilerinden birisi olan Carnap, Heidegger’i, bilişsel anlamdan yoksun ve doğrulanabilirliği olmayan bir metafizik geliştirmekle eleştirdi. Carnap, bu tür kuramların, ancak bir yaşam duygusunun dışavurumu olarak değerlendirilebileceğini, ancak bunu da sanatın çok daha uygun bir biçimde yaptığını vurguladı. Heidegger ise buna karşılık, temel bir ontoloji bağlamında insan varlığı çözümlemesini anlamadıkları ve felsefeyi mantığa ve bilimlere indirgedikleri için mantıkçı pozitivistleri eleştirdi. Heidegger’in ontolojisi önemli bir ölçüde kendisinden önceki belli filozoflardan etkilenmişti. Ancak Varlık ve Zaman eserinin en ilginç ve özgün düşüncelerinden birisi de Ölüme doğru Varlık, endişe ve otantisite arasındaki ilişkinin çözümlemesidir. Bu çözümlemenin bilişsel anlamdan yoksun metafizik bir kuram olup olmadığı ve bir yaşam duygusunun dışavurumu olarak değerlendirilip değerlendirilemeyeceği ucu açık bir sorudur.

Anahtar Kelimeler: Heidegger, Nazizim, Varlık, mantıkçı pozitivizm, Carnap, metafizik, bilişsel anlam, doğrulanabilirlik, yaşam duygusunun dışavurumu, Ölüme doğru Varlık, endişe, otantiklik.

Heidegger’de Dünya ve Logos / Gülşah NAMLI TÜRKMEN

Özet

Martin Heidegger Dasein’ı dünya-içinde-olmak olarak belirlerken fenomenolojinin temel vaadini yani ‘şeylerin kendisine dönmek’ fikrini varlığın anlamı sorusu temelinde ele almak gerektiğini savunmuştur. Varlık sadece görülmek üzere olan anlam zemini değil, görülmek üzere olanın da üretildiği bir ilişkiselliktir. Bu ilişkisellik olarak dünya, varolanların toplamı olarak değil, Dasein’ın kendiliği ile birlikte anlaşılmaktadır. Açık ki Heidegger dünya-içinde-olmak, dünya-biçimlendirme ya da dünyanın dünyalaması gibi ifadelerle böyle ilişkisel bir vuku bulmaya işaret etmektedir. Dasein-dünya ilişkiselliği Dasein’ın varolanlarla ilksel karşılaşmasına dayanmakta ve böylece ilişkisellik varolanların açımlanmışlığıyla varlığın kendini anlam olarak sunduğu logos ile birlikte gelmektedir. Logos ve varlık ufkunda gerçekleşen bu karşılaşmada, apophansis’in neden ve nasıl önemli bir kavram olduğunu göreceğiz. Ve dünya ve logos arasında bir ilişki görebilmek için ise, Dasein’ın varolanlarla karşılaşmasının iki yönlü olduğunu unutmamak gerekir. Buna göre Dasein varolanlara hem aşinadır hem de bu tanışık olma içinden halihazırda onların ötesindedir. Böylece, Dasein ontolojik aşkınlık olarak bütün olarak beliren varolanların ötesinden varolmakta ve yine de kendini varolanların bütünlüğünün ortasında bulmaktadır. Bu yazıda amacım, düşünürün aşkınsal dönemiyle sınırlanarak, tüm bu mefhumları birbiriyle ilişkisi içinde takip etmek ve Dasein’ın varolanlarla karşılaşmasının dünya ve logos ilişkisi olarak nasıl belirdiğini anlamaktır. Böylece, hem logos ve varlık ilişkisine dair hem de düşünürün daha sonraki dönemini belirleyen dil anlayışına dair bazı fikirlere sahip olabiliriz.

Anahtar Kelimeler: Dünya, Daseinlogos, bütünlük, varlık.

Heidegger ve Özgürlük Sorunu/ Umut ÖKSÜZAN

Özet

Bu çalışma Martin Heidegger’in düşüncesinde özgürlük sorununun konumunu, statüsünü, gelişimini, felsefi anlamını ve önemini açıklamayı ve tartışmayı görev edinen bir araştırmanın ulaştığı sonuçları ana hatlarıyla sunmayı amaçlar. Bu amaç doğrultusunda ilk aşamada Immanuel Kant’ın özgürlük öğretisini ve Heidegger’in bu öğretiye ilişkin 1930’da İnsanın Özgürlüğünün Özü, Felsefeye Giriş başlığı altında verdiği dersin ikinci bölümünde yaptığı yorumlar ve transandantal felsefeye yönelttiği eleştiriler ele alınır. İkinci aşamada ise Heidegger’in 1929’da kaleme aldığı Temelin özü başlıklı denemesi, 1930 dersinden elde edilen verilerin ve 1927’de Varlık ve Zaman’da “Egzistansiyal Analitik” çerçevesinde açığa çıkarılan Dasein’ın temel ontolojik yapıları ışığında incelenir ve tartışılır. Heidegger’in yürüttüğü metafiziğin yapı sökümü çalışması var olanın varlığı sorusundan varlığın hakikati sorusuna doğru Temel Ontoloji’yle ilk adımını atmaktadır. Varlık tarihi düşüncesine doğru atacağı ikinci adımı metafiziğin modern evresine odaklanarak ve özgürlük kavramı etrafında yürütülen geniş kapsamlı bir tartışmayla hazırlar. Ancak varlık anlayışı, nedensellik-özgürlük ilişkisinin belirlenimi ve tarihsel bilginin olanağı sorunu hakkında transandantal felsefeye yönelttiği eleştirilere rağmen kozmolojik özgürlük idesi yerine önerdiği temellendirme özgürlüğü ile Kantçı transandantal sorgulamayı ontolojik fark düşüncesi çerçevesinde sadık bir biçimde tekrarlar.

Anahtar Kelimeler: Özgürlük, nedensellik, aşkınlık, varlık, temel.

Heidegger’in Sanat Felsefesi ve Aletheia Kavramının Performans Sanatları ile İlişkisel Çözümlenmesi / Tuba GÜLTEKİN – Ezgi TOKDİL

Özet

Bu makale, Martin Heidegger’in 1946’da verdiği bir konferans olan “Sanat Eserinin Kökeni” ile sanat felsefesi ve sanat ile ilgili görüşleri üzerine bir araştırma ve sorgulamadır. Araştırmada, Heidegger’in nesne ve sanat nesnesi tanımlamalarından yola çıkarak, genel inceleme yöntemine paralel Platon’un mağara alegorisi ile taşıdığı benzer söylemler ifade edilmektedir. Aynı zamanda, özler alanına yönelen araştırma fenomenolojik bir yaklaşımı da gerektirmektedir. Nietzsche’nin sanatın yaratılmasında sanatçının kendisini dışarıda bırakması söylemi üzerinden bir inceleme geliştirilerek Heidegger felsefesinde yer alan temel söylemlerin farklı düşünce sistemleri ile ortak yönelimleri çözümlenmektedir. Heidegger’in sanat ile ilgili hermeneutik döngüsünden yola çıkan araştıma, varlık ve gerçekliğin açığa çıkması anlamında Alethia kavramına bağlanmakta, ardından performans sanatı ile ‘açığa çıkma’ ve ‘görünüşe gelme’ söylemleri üzerinden ilişkisel bir çözümlemesi yapılmaktadır. Araştırma sürecinde, nitel araştırma tekniklerinden tümevarımsal bir yönelim gerçekleştirilmektedir. Amaçlı tarama ile örneklem olarak seçilen peformans sanatçılarının konuyu yeterli ölçüde temsil etmekte olduğu varsayılmaktadır.

Anahtar Kelimeler: Heidegger, Sanat Eserinin Kökeni, Alethia, varlık ve hakikat, hermeneutik döngü, performans sanatı, Marina Abramoviç, Ai Weiwei, Heather Hansen.

Kutsalın Krallığında Görkemli Bir Karşılama : Şiir ve Düşünme / Senem KURTAR

Özet

Metafizik geleneğin ve tüm olası metafiziklerin bir kenara bırakılmasının varlıkbilimsel zorunluluğunu kılavuz edinen Martin Heidegger’in özellikle düşünme dönüşümünü ilan ettiği aralıkta ve belki de onun tüm düşünme sürecinde şiirin son derece derin bir anlamı vardır. Heidegger’e göre, şiir bu derinlikli anlamını Greklerin poiesis olarak adlandırdığı formunda bulabilecektir. Şiirin poetik özünün keşfinde Heidegger’in işaret ettiği en ihtişamlı açıklık Hölderlin şiirleri ve Onun şair-düşünür kimliğidir. Şiirin yitirdiği özüyle buluşması onun derinliklere adanmış, karanlık ve belirsiz olanın izini süren bir düşünme yolunu karşılamasıyla olanaklıdır. Bu görkemli karşılama, şair ve düşünür, şiir ve düşünmenin kutsalın buyruğunda/çağrısında birleşmesidir. Böylesi bir birleşmenin olanaklı açıklığı Heidegger’in dilin kökeni olarak işaret ettiği aletheik bir yinelemedir. Ya da yeni başlangıçlar için yas ve unutmanın yinelenişidir. Böylelikle modern dünyada tüm olanaklarıyla tamamlamış olan metafiziğin kısırdöngüsü kırılarak dilin ve düşünmenin zengin olanaklarıyla kucaklanma aralığı belirecektir. Bu çalışma, Heidegger’in egemen dil ve düşünme biçimini şiirselliğin poetik özüyle yerle bir edişinde Hölderlin’in ayrıcalıklı rolünü konu edinmektedir.

Anahtar Kelimeler: metafizik, şiir, düşünme, kutsal çağrı/buyruk, yas, physisaletheia.

Heidegger’de Dil ve Sanatın Yaratıcı Şiirselliği / Şule GECE ÇELİKKAN

Özet

Bu makalede Martin Heidegger’in sanat, dil ve şiir aracılığıyla insan varlığının hakikatine ulaşma çabası gösterilmeye çalışılmıştır. Aynı zamanda Heidegger’in sadece varoluşçu felsefe içinde konumlanmasının ona karşı haksızlık olacağı belirtilmiştir. Çünkü, O, varlığın temel sorunları üzerine yazmış ancak bununla sınırlı kalmamış varlık sorunundan giderek farklı alanlara, insanın zamanına, yaşamına, dünyaya, dile, sanata ve diyaloga doğru geçmiştir. Dilin şiirleştirilmesi yoluyla bir halkın birliktelik ve kahramanlık ruhunun kazanılabileceğini, varlığının açığa çıkacağını belirtmiştir. Modern sanatları bu noktada eleştiren Heidegger için, içinde hız ve teknolojiyi barındıran yeni sanat, insan hakikatinden uzaklaşmıştır. İnsanın kendiliğindenliğini, şeylerin hakikatini ortaya çıkaran bir sanatın varlığı tüm yönleriyle kuşatabileceğini belirten Heidegger bunun için en iyi örnek diye nitelendirdiği Friedrich Hölderlin’in şiirleri vasıtasıyla unutulan hakikatin, öldürülen Tanrıların, insanın yersiz yurtsuzluğunun, dünyaya fırlatılmışlığının, hızlıca ve anlamsızca geçen zamanının anlamlı bir yönelime doğru aktığını göstermektedir. Bu akış, içinde kökeni, ilk kaynağı, birliği ve sakinliği bulduğumuz varlığın evi, dilin hakikatidir.

Anahtar Kelimeler: Heidegger, Hölderlin, şiir, dil, varlık, modern sanat.

Scroll to Top