mantık

hair colour consultation form hair specialist trichologist cheap hair extensions raw hair factory indianapolis in how to sew wigs together human hair wigs uk how to apply keratin hair extensions yourself hair extensions for indian wedding human hair wigs semi permanent hair extensions shrink links hair extensions hair wigs cutting hair extensions for volume itchy scalp with hair extensions simply wigs

<< arşive dön

mantik 7

Felsefi Düşün Sayı:7 – Mantık / Ekim 2016

Sayı Editörü: Yücel YÜKSEL (İstanbul Üniversitesi)

Makalelerin özetleri ve anahtar kelimeleri için lütfen ilgili makalenin ismi üzerine tıklayınız.

 

Bu Sayının Hakem Kurulu

aka

Abdurrahman ALİY (İstanbul Üniversitesi)

Abdülkadir ÇÜÇEN (Uludağ Üniversitesi)

Uğur EKREN (İstanbul Üniversitesi)

Mehmet GÜNENÇ (İstanbul Üniversitesi)

M. Ertan KARDEŞ (İstanbul Üniversitesi)

Cüneyt KAYA (İstanbul Üniversitesi)

Gamze KESKİN YURDAKURBAN (Kırklareli Üniversitesi)

Zekiye KUTLUSOY (Maltepe Üniversitesi)

Murad OMAY (İstanbul Üniversitesi)

Enver ORMAN (İstanbul Üniversitesi)

Güncel ÖNKAL (Maltepe Üniversitesi)

Cahid ŞENEL (İstanbul Üniversitesi)

İskender TAŞDELEN (Anadolu Üniversitesi)

Ahu TUNÇEL ÖNKAL (Maltepe Üniversitesi)

   MAKALELER

Kantçı Geometri Anlayışının Öklid-Dışı Geometrilerin Ortaya Çıkışının Ardından Yeniden Değerlendirilmesi / Mehmet ARSLAN

Özet

Kant, Saf Aklın Eleştirisi ve Prolegomena adlı eserlerinde geometrik yargıların sentetik a priori yargılar olduğunu iddia etmektedir. Bilindiği üzere, Kant’ın geometriye dair tüm referansları Öklid geometrisine dayanmaktadır. Kant’a göre Öklid geometrisi insan deneyiminin söz konusu olduğu her yerde geçerli tek geometridir. Kant bu durumun sebebi olarak Öklid geometrisinin insan aklının yapısal bir özelliği olmasını gösterir. 19. yüzyılda Öklid-Dışı Geometrilerin ortaya çıkması ve bu geometrilerin tutarlı olduklarının ispatlanmasıyla birlikte yaklaşık iki bin yıldır süregelen Öklid geometrisinin doğruluğu ve geçerliliği sorgulanır oldu. Bu sorgulama matematikte olduğu kadar felsefede de geniş yankı buldu. Özellikle analitik felsefeciler, Öklid-Dışı Geometrilerin ortaya çıkışını Kant’ın geometri öğretisini sarsan hatta bununla da kalmayıp yıkan bir olay olarak gördüler. Bu çalışmada öncelikli olarak Kant’ın sentetik a prioriye yüklediği özgün anlama değinilecek sonrasında nesne-mekân ilişkisi Öklidyen nesneler ve Öklidyen olmayan nesneler bağlamında ele alınacak ve bu yolla Öklid-Dışı Geometrilerle, Kant’ın ‘geometrik yargılar sentetik a priori yargılardır’ iddiası arasında bir çelişki olmadığı gösterilmeye çalışılacaktır.

Anahtar Kelimeler: Kant, Euclidean space, non-Euclidean Geometries, non-Euclidean Spaces, synthetic a priori judgements.

Sıkı İçerme Sistemleri / İbrahim Halil ÇETRES

Özet

Bu yazının amacı Clearence Irwing Lewis’in ‘sıkı içerme sistemlerini’ araştırmaktır. Bu amaçla Lewis’in sunduğu bu sistemlerin (S1, S2, S3, S4 ve S5) ortaya çıkmasında rol oynayan gelişmeler incelenecektir. Bunun için öncelikle, Alfred North Whitehead ve Bertrand Russell tarafından yazılan Principia Mathematica’da aktarılan ‘maddi içerme’ ekleminin ne olduğu, doğruluk değerleriyle birlikte bildirilecektir. Daha sonra Lewis’in Cooper H. Langford ile yazdığı Sembolik Mantık kitabında aktarılan ‘sıkı içerme sistemleri’ ile ‘maddi içerme’ arasındaki ilişki, modal mantık tarihi ışığında incelenecektir. İkinci olarak, Lewis’in, ‘maddi içerme’ yerine bir alternatif olarak sunduğu ‘sıkı içerme sistemleri’ sentaktik olarak ele alınacaktır. Üçüncü kısım olan sonuç bölümünde ise Lewis’in sunduğu bu yorumun modal mantık tarihine etkileri üzerinde durulacaktır. Böylelikle ‘sıkı içerme sistemlerinin maddi içerme’ eklemiyle olan bağı ortaya çıkacaktır. Son kertede, sembolik mantık alanındaki sentaktik gelişmelerin, modal mantık ile birlikte nasıl işlerlik kazandıkları, Lewis’in Principia Mathematica eleştirisi aracılığıyla, sorunun ne olduğu tekrar belirtilerek Sembolik Mantık kitabının ana fikrinin bizi getirdiği nokta vurgulanacaktır.

Anahtar Kelimeler: modal mantık, Lewis, sıkı içerme, maddi içerme, sentaks

Aristoteles Mantığında ‘Belirsiz Adlar’/ Caner ÇİÇEKDAĞI

Özet

Formel mantıkta kavramları veya adları sınıflamak, özellikle olumlu ve olumsuz kavramlarda önemli bir soruna yol açmaktadır. Aristoteles mantığının temelde ontolojik bir yapısının olması veya Aristoteles’in metafiziğiyle bağını hala koruması bunda önemli bir etkendir. Çünkü adlar, bazı dillerde olumsuz sözcükler aldığı zaman, olumlu veya olumsuz ad olup olmadığı tam anlaşılamamaktadır. Buna ek olarak olumsuzlanan adlarla ilgili başka bir sorun daha vardır, çünkü bu adların çelişik veya karşıt terimler olup olmadığını bilememekteyiz. Örneğin Türkçede ‘ağaç’ olumlu bir addır ve olumsuzlanmak istenirse, ‘ağaç-olmayan’ sözcüğünün mü, ‘ağaç değil’ sözcüğünün mü olması gerektiği bilinememektedir. İşte Aristoteles, Yorum Üzerine’de bu soruna bir çözüm önermiştir. Böylece Aristoteles ‘ağaç-olmayan’ gibi adları ‘belirsiz ad’ olarak adlandırarak sınıflamış ve sonuçta iki tür ad oluşturmuştur: ad ve belirsiz ad. Birer Peripatetik olarak İbn Sina ve Thomas Aquinas ise içeriksel ve biçimsel bir ölçüt kullanarak, ‘kör, lekesiz, tembel’ gibi sözcükleri ‘yoksun ad’ olarak adlandırmışlardır. Yoksun adlar bir yokluğu imlerler ve diğer ad türlerinden farklıdırlar.

Anahtar Kelimeler: ad, Aristoteles, belirsiz ad, çelişik, olumsuz, yoksun ad, Yorum Üzerine.

Saf Görü, Biçimsel Dizge, Turing Makinesi ve Frege’nin Kavram-Yazısı / Ahmet Ayhan ÇİTİL

Özet

Bu incelemenin amacı, Gottlob Frege’nin projesinin ilk aşamasını, yani sıral anlamda sayının temsil edilmesini sağlayacak biçimde bir ideografinin geliştirilmesini tarihsel bir bağlamda ele almaktır. Bu yazı, Frege’nin projesinin bu ilk aşamasını yorumlayabilmek üzere bir taraftan Alman filozofu Immanuel Kant’ın saf görü anlayışını ve matematiksel nesnelerin saf görüde inşa etme projesini; bir diğer taraftan da, bir grup matematikçi ve felsefecinin, Frege’nin ideografisine dayanarak, matematiksel ispatların kesin bir biçimde temsil edilebileceği biçimsel dizgeleri geliştirme projesini incelemektedir. Frege’nin projesinin ilk aşamasının, bu suretle öncesi ve sonrasıyla birlikte ele alınması ve tarihsel bir bağlama oturtulması, bize eleştirel bir değerlendirme yapma imkânı sağlamaktadır. Frege’nin matematiği mantığa indirgeme projesinin ilk safhası sıranın (daha doğrusu bir dizideki sıra kavramının) kesin bir surette temsil edilebileceği biçimsel bir dizgenin inşa edilmesini içermektedir. Frege böyle bir dizge inşa ederek, kendi anladığı biçimiyle “görü”nün sızmadığı bir mekân teşkil etmeyi murat etmiştir. Ancak, böyle bir mekânın inşası birimlerin ardarda işleme tabi tutulması zorunluluğundan dolayı ardardalığın en başta varsayılmasını gerektirmektedir. Yani, en baştan, bir biçimde, ardardalık varsayılmaksızın biçimsel bir dizge inşa edilememektedir. Öyleyse Kant, sayının (sayı şemasının) tüm nicel inşa faaliyetlerinde varsayılması gerektiğini söylerken haklı görünmektedir. Bu itibarla, Frege’nin aritmetiği mantığa indirgeme projesi görünürde iş görür gibi olsa da varlıksal anlamda bir döngüsellik içermektedir. Sayılara ilişkin doğru önermeleri temsil etmek üzere kurulmaya çalışılan biçimsel dizge bizatihi sayıya ve bilhassa sayının sırasına dayanmak durumunda kalmaktadır. Başka bir deyişle, Frege’nin dizgesi ontolojik bir döngüsellik barındırmaktadır.

Anahtar Kelimeler: Kant, Frege, Hilbert, saf görü, biçimsel dizge, kavram-yazısı, Turing Makinesi.

Saf Aklın Eleştirisi’nde Mantık ve Mantıksal Uzay/ H. Bülent GÖZKÂN

Özet

Bu yazı, felsefe tarihi boyunca mantık ile ontoloji arasında kurulan ilişkinin Immanuel Kant’ta nasıl bir seyir izlediğini, Kant’ın geleneksel metafizik anlayışının etkisi altındayken mantık ile ontoloji arasında kurduğu ilişkinin Saf Aklın Eleştirisi döneminde nasıl radikal bir dönüşüme uğradığını, bu dönüşümün de ‘mantıksal uzay’, ‘bütünlük’, Tanrı meselelerinin transandantal felsefe perspektifinden ele alınmasıyla nasıl köklü bir metafizik eleştirisine dönüştüğünü konu almaktadır. Kant kritik öncesi dönemde varlık ilkeleriyle mantık ilkelerinin birlikte düşünüldüğü ve aynı gerçeklik düzleminde görülmesi anlayışının Leibnizci versiyonuna bağlıdır. Bu çerçevede çelişmezlik ve yeter sebep ilkesi sadece düşünmenin değil, varlığın da en yüksek ilkesi olarak kabul edilmektedir. Kritik öncesi döneminde Kant, ‘bütün’den (‘tüm’den), ‘bütünlük’ten söz ederken bunu, kritik dönem sonrası ele alacağı gibi transandantal bir perspektiften değil, varlığın kendisinden, varlığın Tanrı ile olan gerçek bağlantısından söz etme anlamında yapıyordu. Saf Aklın Eleştirisi ile bu geleneksel anlayış tümüyle sona ermiştir. Kant, transandantal mantık anlayışıyla, akıl yetisi yönünden ‘koşulsuz olan’ ve ‘bütünlük’ kavramlarıyla, kavrama yetisi yönünden tümlük (kendisi bu terimi kullanmasa da ‘mantıksal uzay’) anlayışını yeniden konumlandırarak, geleneksel metafiziğin mantık ile ontoloji arasında kurduğu sıkı bağı çözmüştür. Kant, olguların bütünlüğünden söz ederken olgusal olana ait bir şey söylemediğini, ama aklın olgusal olana yaklaşma biçiminin bu olduğunu söylemektedir. ‘Olguların bütünü’ hakkında bu düzeyde konuşmak transandantal düzeyde konuşmaktır. Ama ‘olgular bütünü’ üzerine konuşmayı genel mantık açısından yürüttüğümüzde antinomilere sürüklenmemiz kaçınılmazdır. Özetle ‘olgular bütünü’ hakkında konuşmak olgular üzerine konuşmak değil, ‘ben’in ve aklın faaliyeti üzerine konuşmaktır. Tüm bir ‘mevcudiyet metafiziği’ eleştirisi de burada saklıdır.

Anahtar Kelimeler: Kant, bütünlük, tümlük, mantıksal uzay, Tanrı, transandantal mantık.

Mantık Felsefesinde Temel Tartışmalar / Özgüç GÜVEN

Özet

Mantık felsefesi, mantıkta yer alan felsefi sorunlar hakkında soruşturma yapmayı amaçlayan felsefe dalıdır. Sağın ve kesin bir alan olduğu varsayılan mantıkta felsefi sorunların bulunması şaşırtıcı görünse de yakından bir bakışla mantığın bilgi kuramsal ve ontolojik açıdan tartışmalar içerdiği görülecektir. Çalışmamızın amacı mantık felsefesinin kapsamı ve temel tartışmaları hakkında başlıca sorunlara dikkat çekerek mantık felsefesinin boyutlarını serimlemektir. Bu çerçevede önce tarih boyunca mantık düşüncesinin gelişimini üç dönemde ele alınmaktadır. Anılan dönemler içkin mantık, ilksel mantık, dizgeleştirilmiş mantık dönemidir. Dizgeleştirilmiş mantık dönemi belirgin bir çalışma alanı olarak mantığın ortaya çıkışına karşılık gelir. Dolayısıyla mantık felsefesine yönelik temel tartışmalar bu döneme ilişkindir. Bundan ötürü çalışmada özellikle üzerinde durulan dönem dizgesel mantık dönemidir. Bu dönem içinde ortaya çıkan felsefi sorunlardan ilki mantığın tanımına yöneliktir. Tarihsel gelişimi içinde mantığın farklı biçimlerde kavrandığı ortaya konulduktan sonra ‘akıl yürütme’, ‘geçerlilik’, ‘argüman’ kavrayışları konu edilecektir. Buradan klasik mantığın ilkeleri olan özdeşlik, çelişmezlik, üçüncü halin olmazlığı ele alınacaktır. Ardından doğruluk kavrayışına yönelik kuramlar olan uygunluk, bağdaşım, doğruluğun fazlalığı konu edilecektir.

Anahtar Kelimeler: Mantık, Mantık Felsefesi, geçerlilik, Mantık İlkeleri, doğruluk

Charles Sanders Peirce’ün Bağıntılar Mantığı Üzerine Yazdığı İlk Makalenin Açımlanması/ Nazlı İNÖNÜ

Özet

On dokuzuncu yüzyılın en özgün ve üretken mantıkçılarından biri olan Charles Sanders Peirce bağıntılar mantığının kurucusudur. Ölümünden sonra sekiz ciltte toplanan Tüm Eserleri’nin iki cildi mantık yazılarından oluşur. Bu çalışmada onun bağıntılar mantığı üzerine 1870 yılında yazdığı ilk makale olan ve Tüm Eserleri’nin 3. cildinde yer alan yazısı açımlanmaya çalışılmıştır. Peirce ilk olarak De Morgan notasyonunu tanıtır ve bu notasyonun mutlak terimler mantığı dışında da kullanılabilir olduğunu belirtir. Ardından içinde bulundurma bağıntısının geçişli bir bağıntı olduğunu vurguladıktan sonra eşitlik, toplama, çarpma işlemlerinin tanımlarını ve özelliklerini verir. Pierce burada normal çarpım ile fonksiyon çarpımını birbirinden ayırır. Ayrıca üst alma, çıkarma, bölme, kök alma ve logaritma almayı da tanımlar. O daha sonra bağıntılar mantığı ile ilgili genel formülleri sıralar. Bağıntılar mantığında bireysel terimler, sonsuz küçük bağıllar ve basit bağıllar olmak üzere üç çeşit terim olduğunu söyler. Son olarak da basit bağılların farklı şekillerde sınıflandırmasını yapar. Peirce makalesinde birçok yeni terim türettiğinden bu terimler ve Türkçe karşılıkları çalışmanın sonunda bir sözlük halinde verilmiştir.

Anahtar Kelimeler: Charles Sanders Peirce, Augustus De Morgen, bağıntılar mantığı, bağıl.

Anti- Althusser ya da Marx’ın Grundrisse’sinde İdealizm Üzerine / Eyüp Ali Kılıçaslan

Özet

Bu yazının amacı Marx’ın yöntem anlayışının, empirisizmin ve empirik bilimin bilinen geleneksel yöntem anlayışlarından farklı olduğunu, bunların ötesine geçtiğini ve, gerçekte, köklerinin kelimenin tam anlamıyla Hegel’in yöntem anlayışında ve genel olarak ise Hegel’in felsefi sisteminde olduğunu göstermektir. Geleneksel Marxizmin Hegel’e yaklaşımındaki yanlış, Hegel’in yöntemini onun sisteminden ayırma çabasından kaynaklanır; bununla da, sözde idealist bağlarından kurtarılmış ve felsefi materyalizmle yakınlığı daha güçlü kurulacak bir diyalektik amaçlanır. Gerektiği gibi anlaşılmış olsaydı, sözde Hegel’in tersine çevrilmesinin, sözde ‘ayakları üstüne’ yeniden koyulmasının, diyalektiğin konusu olarak ‘İdea’nın yerine ‘maddi’ olanı alan ‘diyalektik materyalizm’e doğrudan doğruya götürmediği görülecekti. Bununla yapılanın daha çok, politik ekonominin eleştirisinin, ‘İdea’nın, Hegel’in yönteminin temellendirilmesiyle sonuçlandığının anlaşılması olacaktı.

Anahtar Kelimeler: yöntem, mantık, spekülatif mantıksal yöntem, diyalektik yöntem, İdealizm, Materyalizm.

Formel Mantığın İlkelerinin ‘Eleştirisi’ ve Çelişki / Doğan Barış KILINÇ

Özet

Kant’la beraber metafiziğin mantığa dönüşme sürecine girdiğini düşünen Hegel, düşüncenin belirlenimleri olduğu kadar varlığın da belirlenimleri olan kategorileri içeren yeni bir mantık geliştirmeye çalışır. Hegel diyalektiği de bu mantığın vazgeçilmez bir uğrağı olarak görür ve bu nedenle mantığında çelişkiye büyük bir rol verir. Bu, formel mantıkla uzlaşması olanaksız bir girişim gibi görünür, çünkü formel mantığın ilkeleri olan özdeşlik, çelişmezlik ve üçüncü halin imkânsızlığı ilkeleri genel olarak tam da çelişkinin kendisini ortadan kaldırmak üzere formüle edilmişlerdir. Hegel gerçekten de kimi bakımlardan formel mantığın bu ilkelerine saldırır ve onların hakikatlerini yadsımış gibi görünür. Bununla birlikte, Hegel’in bu konudaki konumu kendi diyalektik mantığının doğası gereği olarak salt yadsıma olarak ya da salt olumlama olarak görülemez. Bu makale, Hegel’in formel mantığın ilkelerini hangi zeminlerde eleştirdiğini ve mantığında çelişkiye neden yer verdiğini göstermeye çalışacaktır. Ayrıca Hegel’in diyalektik kavrayışı ile mutlak idealizmi arasındaki bağ kısaca vurgulanacaktır.

Anahtar Kelimeler: Formel mantığın ilkeleri, Hegel, diyalektik, çelişki, yöntem

Stumpf’ta ve Husserl’de Olgu-Bağlaşımı (Sachverhalt): Brentano’nun Yargı Teorisinin Ardından / Çağlar KOÇ

Özet

Bir felsefe kavramı olarak ‘olgu-bağlaşımı’, ilk defa Almanya-Avusturya coğrafyasında 19. Yüzyılda kullanılmaya başladı. İlk bakışta Franz Brentano’nun ve Bernard Bolzano’nun görüşlerinden yeşermiş gözükse de, ‘olgu-bağlaşımı’ kavramının kökleri esasen Aristoteles’e ve Latin hukukuna dek uzanır. Eldeki makalenin ilk bölümünde bu tarihsel arkaplandan kısaca bahsediyorum. Takip eden bölümde Carl Stumpf’un, aynı nesilden daha genç filozoflar üzerinde hatırı sayılır bir etki uyandıran ‘olgu-bağlaşımı’ görüşünü serimlemeyi hedefliyorum. Bu görüşün Brentano’ya ait öncüllere derinden bağlı olduğunu savunuyorum; bu ikinci bölüm aynı zamanda Stumpf’un ‘olgu-bağlaşımı’ anlayışı ile Brentano’nun ‘yargı-içeriği’ anlayışı arasında ciddi bir koşutluk olduğunu göstermeyi hedefliyor. Bu koşutluktan çıkarılması icap eden önemli bir sonuç iki filozofun gözünde de olgu-bağlaşımının zihne içkin bir nesne ya da soyut bir kavram olarak değerlendirilebileceğidir. Üçüncü bölüm, Husserl’in nesnelci ‘olgu-bağlaşımı’ yorumunu konu ediyor ve onu Brentano ve Stumpf’un izlediği öznelci istikamete bir alternatif olarak sunuyor. Brentano’nun ve Stumpf’un aksine, Husserl olgu-bağlaşımından yargının içeriğini değil, nesnel korelatını anlar. Bu demektir ki Husserl burada Brentano’nun ve Stumpf’un göz ardı etmiş olduğu yeni bir ayrımdan faydalanır ki i- “ifadenin anlamı olarak önerme” ile ii- “ifadenin göndergesi olarak olgu-bağlaşımı” arasındaki ayrımdır bu. Bununla birlikte, Husserl aynı zamanda, yerleşik felsefi teamülün aksine, bir ‘nesneye’ gönderme yapmanın sadece nominal düzeyde değil, önerme düzeyinde de gerçekleşebileceği tezini savunur ve önerme-biçimli göndergeyi ‘olgu-bağlaşımı’ diye adlandırır.

Anahtar Kelimeler: olgu-bağlaşımı, olgu, yargı, anlam,  gönderge, önerme, Franz Brentano, Carl Stumpf, Edmund Husserl.

Tümevarıma Karşı Epistemolojik Bir İtiraz / Nurten ÖZTANRIKULU ÖZEL

Özet

Tümevarım filozofların ve bilim adamlarının ilgisini çeken bir sorun, mantık yöntemi ya da akıl yürütme biçimi olarak bilinmektedir. Deneyimlediğimiz olgulardan henüz deneyimlemediğimiz olgular hakkında çıkarsamada bulunmak anlamına gelmektedir. Filozof ve bilim adamı açısından çoğu zaman şüphe içermeyen çıkarsamalar olarak kabul edilse de epistemolojik konumu tartışmalıdır. Bu çalışmada tümevarım, mantık ilkeleri gereğince değil epistemolojik konumu itibariyle, David Hume felsefesi çerçevesinde ele alınacaktır.

Hume felsefe tarihinde tümevarımla ilgili radikal bir skeptik olarak düşünülmektedir. Bu düşüncenin arka planında tümevarım çıkarımları ve onlara ilişkin inançları gerekçelendirmede hiçbir nedenimiz olmadığı ya da tümevarım çıkarımlarının hiçbir temeli olmadığı argümanı bulunmaktadır. Hume’un bu argümanı tümevarımın hiçbir epistemik değeri olmadığını ortaya çıkarmaktadır. Bu sonuç skeptik bir sonuçtur ve Hume’un tümevarımı epistemolojik ve skeptik bir şekilde ele aldığını göstermektedir. Bu çalışmada Hume’un tümevarıma ilişkin epistemolojik itirazı araştırıldıktan sonra bu itirazının aslında skeptik bir itiraz olduğu iddia edilecektir. Bu iddia Hume’un tümevarım çıkarımları ve onlara inancın doğası hakkındaki düşünceleriyle desteklenecektir.

Anahtar Kelimeler: Hume, tümevarım, akıl yürütme, olasılık, inanma

Hans Reichenbach’ın Olasılıkçı Mantığı / Semra UÇAR

Özet

Hans Reichenbach, mantıksal empirizmin kurucularından ve yirminci yüzyılın bilim felsefesinin önde gelen en önemli isimlerinden biri olmuştur. Reichenbach’ın olasılıkçı mantık konusundaki çalışmaları, olasılık ve nedensellik arasındaki ilişki gibi özellikle olasılık ifadelerin fizik dünyaya uygulamalarını işaret etmektedir. Aynı zamanda bu çalışmalar, Reichenbach’ın hayatı boyunca araştırmalarının merkezinde olmuştur. Reichenbach, olasılıkçı mantık konusundaki görüşlerini ortaya koyduktan sonra, birçok zorlukla karşı karşıya kalmış ve iki değerli mantık savunucuları tarafından eleştirilmiştir. Reichenbach’ın olasılıkçı mantığı her ne kadar eleştirildiyse de onun bu yeni mantık hakkındaki öngörüleri doğru çıkmış ve olasılıkçı mantık, Kuantum mekaniğinde işlevsel bir rol üstlenmiştir. Reichenbach, kendi olasılıkçı mantık kuralları sayesinde, özellikle Kuantum mekaniğinde yaşanan gelişmelerden sonra bilimsel önermelerin test edilebilirliğine ilişkin çok önemli bir adım atmış ve bu konuya oldukça büyük bir katkı sağlamıştır. Reichenbach özellikle Heisenberg belirsizlik prensibi ile olasılıkların bir üst sınırı olduğu görüşünü ilişkilendirmiştir. Bu makale, Reichenbach’ın Kuantum Mekaniğinin Felsefi Temelleri ile Olasılık Teorisi adlı eserlerine çeşitli atıflarla Reichenbach’ın olasılıkçı mantık konusundaki görüşlerinin başlıca özelliklerini ortaya koymayı amaçlamaktadır.

Anahtar Kelimeler: Hans Reichenbach, Olasılıkçı Mantık, tümevarım, nedensellik, Heisenberg Belirsizlik İlkesi.

New Operations on Truth Tables / Yücel YÜKSEL

“Doğruluk Tablolarına İlişkin Yeni İşlemler” isimli makalenin İngilizce çevirisi.

Doğruluk Tablolarına İlişkin Yeni İşlemler / Yücel YÜKSEL

Özet

“Doğruluk Tablolarına İlişkin Bazı Tespitler” adlı çalışmamızda, artık çoğu mantıkçının inceleme konusu yapmadığı ve neredeyse standart hale gelmiş bir düzende anlattığı doğruluk tablolarını ve bu tablolar yardımıyla uygulanan geçerlilik denetleme yöntemini ayrıntılı bir biçimde incelemeye çalışmış, ayrıca bu işlemlerde kolaylık sağlayacağını düşündüğümüz bir takım önerilerde bulunmuştuk. Aynı konuya ilişkin yeni tespitlerimizi paylaşmak üzere hazırladığımız bu çalışmanın daha iyi anlaşılabilmesi için öncelikli olarak ilgili makaledeki önerilerimiz kısaca tekrar edilecek sonrasında bu öneriler üzerine bina ettiğimiz yeni işlemler anlatılmaya çalışılacaktır. Bunun için izlenecek yol şu şekildedir: İlkin mümkün doğruluk durumları ve bunların daha basit şekilde ifade edilebilmesi için önerdiğimiz yeni yazım biçimi gösterilecektir. Ardından, bir konuşma evreninde herhangi bir önermenin doğruluk sütununu (sıra sayısının bilinmesi kaydıyla), diğer önermelerin doğruluk sütunlarından bağımsız bir şekilde tespit edebilmemizi sağlayan bir formül önerilecektir. Makalenin son kısmında ise çok değerli mantıklarda kullanılagelen aritmetik işlemlerden hareketle belirlediğimiz ancak sadece iki değerli mantık için kullanılabilecek aritmetik işlemler yardımıyla, çıkarımların geçerliliğini ve tutarlılığını denetlemek için kullanılan doğruluk tablosu yönteminin ‘n’ sayıda önerme içeren bir konuşma evreninde nasıl tatbik edilebileceği izah edilecektir.

Anahtar Kelimeler: Doğruluk tabloları, temel doğruluk sıralamaları, çok değerli mantık, iki değerli mantık için aritmetik işlemler, benzetim işlemleri.

Scroll to Top