hegel

hair colour consultation form hair specialist trichologist cheap hair extensions raw hair factory indianapolis in how to sew wigs together human hair wigs uk how to apply keratin hair extensions yourself hair extensions for indian wedding human hair wigs semi permanent hair extensions shrink links hair extensions hair wigs cutting hair extensions for volume itchy scalp with hair extensions simply wigs

<< arşive dön

hegel_fd6

Felsefi Düşün Sayı:6 – Hegel ve Hegelcilik / Nisan 2016

Sayı Editörü: Enver ORMAN (İstanbul Üniversitesi)

Makalelerin özetleri ve anahtar kelimeleri için lütfen ilgili makalenin ismi üzerine tıklayınız.

 

Bu Sayının Hakem Kurulu

Ömer Faik ANLI (Ankara Üniversitesi)

Zehragül AŞKIN (Mersin Üniversitesi)

Güçlü ATEŞOĞLU (Mimar Sinan Üniversitesi)

Uğur EKREN (İstanbul Üniversitesi)

Mehmet GÜNENÇ (İstanbul Üniversitesi)

Gamze KESKİN YURDAKURBAN (Kırklareli Üniversitesi)

Murad OMAY (İstanbul Üniversitesi)

Şahin ÖZÇINAR (Akdeniz Üniversitesi)

Ahu TUNÇEL ( Maltepe Üniversitesi)

Yücel YÜKSEL (İstanbul Üniversitesi)

   MAKALELER

Hegel’in Tarihselciliğinin Doğduğu Metin: Hıristiyan Dininin Pozitifliği / Ömer B. ALBAYRAK

 Özet

Hegel’in dünya tarihine kavramsal bakış olarak tanımlanabilecek olan tarih felsefesinin yanı sıra, Hegel’in düşüncesinde ‘ontolojik tarihselcilik’ adını verebileceğimiz başka bir tarihselcilik de bulunmaktadır. Bu tarihselcilik, Hegel’in erken dönem metinlerinden biri olan “Hıristiyan Dininin Pozitifliği” başlıklı metnin ikinci versiyonunda ilk kez kendini gösterir. Daha sonra Hegel’in sistem metinlerinde de izini sürebileceğimiz bu tarihselcilik, toplumsal bir varlık olarak insanın tarih-dışı bir özünün olmadığını, onun özünün tarihsel olarak belirlendiğini iddia etmektedir. Bu bağlamda, akıl dahil insanın tüm yetileri ve varlığı, tarih içinde bir oluş içinde varolurlar ve Hegel’in tin kavramı da bu tarihsel oluşu açıklayan başlıca kavramdır. Tin Hegel’e göre kendi kendisini kendi hareketiyle var eden, içsellik – dışsallık, özne – nesne, içkinlik – aşkınlık gibi karşıtlıkların birliğe vardıkları ve karşıtlıklarının ‘kaldırıldığı’ mutlak anlamda insanın dünyasıdır. Toplumdaki ve tarihteki tüm karşıtlıklar ve çatışmalar  tinin mutlak zemini içinde gerçekleşir ve bu anlamda tinin dışarısı yoktur. Biz bu metnimizde bu tarihselciliği, Hegel’in “Hıristiyan Dininin Pozitifliği” metninde doğduğu haliyle tespit ederek onun Hegel sistemindeki varlığını göstermeye çalışacağız.

Anahtar kelimeler: Hegel, tarihselcilik, pozitiflik, öz, tin.

Hegel’in Sanat Felsefesinde Sonlu Sonsuzluk Olarak ‘Güzel’/ Şule GECE ÇELİKKAN

Özet

Bu makalede Hegel’in tin felsefesinde önemli gelişim basamaklarından biri olan sanatın ve güzelin nasıl konumlandırıldığını göstermek amaçlanmıştır. Aynı zamanda Hegel’in sanat pratiğine bakışı ve sanatın sonu söylemini kendi sistemi içinde nasıl temellendirdiği açıklanmaya çalışılmıştır. Hegel’de sanatın sonu söylemi, sanatın yaratıcı işlevini bir canlandırma girişimi olarak mı ele alınmalıdır? Yoksa sanat gerçekten sona mı ermiştir. Dolayısıyla sanatın sonu söylemi düşünürleri, sanatçıları, sanat tarihçilerini nasıl etkilemiş ve Hegel’in modern sanata olumlu ya da olumsuz katkılarının neler olduğu ele alınmaya çalışılmıştır. Sanatın her şeyden önce bir varoluş meselesi olduğunu düşünen Hegel için, sanat ve güzel nasıl bir varoluştur çeşitli sanat pratikleri ile açıklanmaya çalışılmıştır. Estetik yerine sanatsal güzellik ve sanat felsefesi terimlerini kullanan Hegel, sanatın anlamının ve işlevinin araştırılmasını kendi diyalektik felsefesinde adeta bir görev bilinciyle gerçekleştirirken sanatı pratik tüm arzu ve isteklerden özgürleştirmiştir. Bu anlamda sanatın kendi amacını kendi içinde taşımasını ve özerkleşmesini sağlamış ancak tüm bu özerkleşmenin felsefede nihai noktasını bulacağından bahsetmiştir. Bu makalede bu anlamda Hegel’in sanata ve sanatsal nesneye tinin gerçekleşmesi için verdiği önem ve değerin üst derecelerde olduğu gösterilmeye çalışılmıştır.

Anahtar Kelimeler: Hegel, Sanat Felsefesi, güzel, sanatın sonu, modern sanat.

Hegel’in Bir Geleceği Var Mı?: Catherine Malabou’nun Plastik Hegelciliği / Metin DEMİR

Özet

Heidegger, Hegel’in zaman anlayışının temelinde geçmişin olduğunu iddia etmiş, Hegel’de gelecek düşüncesinin ve buna bağlı olarak hakiki bir zamansallığın olmadığını öne sürmüştür. Bu iddiaya karşılık olarak Catherine Malabou, Hegel’de tek bir zamansallık olmadığını ve farklı öznellik biçimine denk düşen farklı zamansallık biçimlerinde gelecek düşüncesinin olduğunu göstermiştir. Bu yazıda Malabou’nun Hegel yorumunu incelenerek, bu yorum üzerinden geliştirdiği plastisite kavramı tartışılacaktır. Hegel felsefesinden türetilmiş plastisite kavramı yoluyla Derridacı dekonstrüksiyon, Heideggerci metafiziğin yıkımı (Abbau) ve Hegelci diyalektiği eş zamanlı olarak okuyarak nasıl yeniden biçimlendirdiği incelenecektir. Ayrıca plastisite kavramının günümüz çağdaş beyin araştırmaları yorumlama da sağladığı elverişlilik ile birlikte, kavramının etik ve politik imkanlarına da değinilecektir. Böylece Hegel diyalektiğinin plastik bir formda günümüzü ve geleceği karşılayabilme potansiyeli; etik, politik ve psişik gücü, çağdaş bilim ile yüzleşebilme kabiliyeti gösterilmiş olacaktır. Plastik bir Hegel yorumunun gelmekte olan dünyaya nasıl biçim verip kendisinin yeni bir biçim aldığı gösterilecek, kısacası Hegel felsefesinin plastikiyeti test edilmiş olacaktır.

Anahtar Kelimeler: Hegel, gelecek, zamansallık, temporalite, voir venir, beyinsellik, öz-duygulanım.

Hegel’in Felsefesinde İrade ve Demokrasi İlişkisi / Sevgi DOĞAN

Özet

Bu makalede demokrasi sorunu tartışılacaktır ancak demokrasi sorunu Hegel’in siyaset felsefisiyle ilişkili olarak ele alınacaktır. Fakat Hegel açısından demokrasinin sorunu nedir? Hegel neden bu kadar çok demokrasiye karşıdır? Hegel Die Grundlinien der Philosophie des Rechts (Hukuk Felsefesinin Prensipleri) çalışmasını ideal devlet anlayışını, siyasal görüşünü anlatmak için yazmıştır ve bu kitapta Hegel’in demokrasi eleştirilerini buluruz. Demokrasiyi yığının ve keyfi iradenin yönetimi olarak görecektir. Platon demokrasiyi oligarşiden çıkan bir yönetim biçimi olarak nitelendiriyordu; ona göre demokrasideki doymak bilemeyen özgürlük arzusu demokrasinin yıkımı ve zorbalığın doğuşunu getirmiştir. Hegel’in demokrasiye karşı çıkışı Platon’daki gibi aşırılıklardan dolayı ortaya çıkan bir sorun gibi görünmese de, o da halkın keyfiliğinden şikâyetçi olacaktır. Bu makalenin amacı, Hegel’in eleştirilerini, demokrasi sorununu anlamamızı kolaylaştıracak irade, keyfi irade, rasyonel, edimsellik gibi kavramlarıyla ilişki içerisinde ortaya koymaktır. Hegel sadece demokrasi biçimini eleştirmemiş aynı zamanda demokrasiye alternatif olarak yeni bir yönetim biçimi önermiştir. Bu açıdan bu makale onun ideal devlet biçimini, demokrasiye ilişkin temel sorununu ortaya çıkarmak amacıyla sunulacaktır.

Anahtar kelimeler: Hegel, demokrasi, irade, keyfi irade, rasyonellik.

Hegel ve Çağında Savaşın Anlamı / M. Ertan KARDEŞ

Özet

Bu makale, Hegel ve çağında savaşın anlamını konu edinmektedir. Hegel çağının savaş anlayışının çağdaş savaş figürlerinden oldukça farklı olduğu iddia edilmektedir. Hegel’in savaş üzerine düşünceleri savaşın bu dönüşümü göz önünde bulundurularak ele alınmalıdır. Alman düşünürler Hegel ve Clausewitz’te savaş, insan doğasının vahşi içgüdüleri ve basit şiddetin ötesinde bir anlam taşımaktadır. Savaş, her şeyden önce devletin egemenlik alametleri arasında durmaktadır. Devletler arasındaki ilişkinin bir türü olarak savaş, egemenler arasında hak tayinini sağlamaktadır. O halde, bir yandan savaş, devletin ya da devletlerin varoluşu açısından zorunlu olarak belirmektedir. Ancak diğer yandan da bu zorunluluk Hegel’deki etik yaşam açısından bir-aradalığın içeriklerini saptayan koşul değildir. Savaş, devletin devlet olma koşulunu sağlamasına karşın devletin etik yaşamı hangi biçimlerde ve tavırlarda tesis ettiğine dair özsel bir belirlenim sunmamaktadır. Buna karşın çağdaş dünyadaki savaşın ve hallerinin dönüşümü ise devlet için zorunlu-olan ile bir-aradalık koşulları arasındaki kökensel ilişkiyi tersine çevirmiştir. Artık Yeni savaş figürleri etik yaşamın koşullarını doğrudan saptamaktadır.

Anahtar Kelimeler: Hegel, Clausewitz, savaş, egemenlik, politika.

Tinin Fenomenolojisinin Amacı, İlerleyiş Biçimi ve Yöntemi Üzerine Bir İnceleme / İhsan Berk ÖZCANGİLLER

Özet

Tinin Fenomenolojisi eseri ile birlikte Hegel felsefe tarihinde kendi bakış açısını tam olarak ortaya koymuştur. Bu eser doğal bilincin bilimsel ya da mutlak bilgiye doğru gerçekleştirdiği fenomenolojik bir yolculuktur. Bir başka ifadeyle bu yolculukta tin kendisini tin olarak bilecek ve böylece özbilinç kazanacaktır. Bu gelişim ya da ilerleme zorunludur ve bilinç bu süreci çeşitli bilinç şekillerinden geçerek deneyimleyecektir. Gelişiminin zorunlu olmasının nedeni doğal bilincin, tıpkı bir tohumcuk gibi amacını daha yolun en başında taşıyor olmasındandır ve bu amaca diyalektik hareket sayesinde erişilecektir. Doğal bilinç diyalektik hareket sayesinde mutlak bilgiye ulaşacaktır. Bilinç kendisinin çeşitli şekillerinde oyalanacak ancak mutlak bilgiye ulaşana dek onlardan hiç birinde durmayacak ve asla hareketsiz kalmayacaktır. Sonuçta doğrunun yalnızca töz olmadığı ancak bir o kadar da özne olduğu düşüncesi kendisini bu fenomenolojik yolculukta açacaktır. Böylece bu makalede bilincin ilerleyiş biçimini, gayesini ve yöntemini eserin “Önsöz” ve “Giriş” kısımlarına dayanarak açıklamaya çalışacağız. Amacımız bu zorlu ve muhteşem eseri anlama çabasına girişecek okuyucular için Tinin Fenomenolojisi’ne bir nevi giriş yolu sağlamaktır.

Anahtar Kelimeler: doğruluk, töz, özne, bilinç, diyalektik, aşma (Aufhebung), mutlak, ölçüt.

Hegel’de Tümel ile Tikelin Diyalektiği Olarak Komedi / Özcan Yılmaz SÜTCÜ

Özet

Bu çalışmanın amacı, Hegel’in felsefesinde önemli bir kavram olan komedinin konumunu açıklamaktır. Hegel’in modern filozoflar arasında komediye en yüksek değeri veren isim olduğundan şüphe yoktur. Hegel komediyi, tinin serüvenini anlattığı Tinin Fenomenolojisi eserinde “Sanat Biçimindeki Din” bölümünde ele alır. Grek sitelerinin ortaya çıkmasıyla Tin, doğal dinden sanat biçimindeki dine geçiş yaparak, tinin serüveni söylemsel bir biçime bürünmüştür. Tümelin mutlak bilgisine doğru ilerleyen yolculuğunda Tin, öncelikle toplumsal gerçekliğe bağlı olan bir bilinç formu ile hareket eder ve bu bilinç formunun en iyi örneği ise Grek dünyasının sosyal ve kültürel ortamıdır. Grek dininde bu serüven epik, tragedya ve komedi şeklinde bir gelişim gösterir. Epikte özne, tümeli, özsel ve Mutlak olanı anlatırken, tragedyada özne tümel, özsel ve Mutlak olanı canlandırır, komedi ise özne tümel, özsel ve Mutlak olandır. Bu yüzden bu üçlünün içinde Hegel komediyi, ‘en yüksek tinsel sanat eseri’ olarak görür

Anahtar kelimeler: Fenomenoloji, bilinç, özbilinç, etik yaşam, etik tin, epik, tragedya, komedi, komik bilinç.

   KİTAP İNCELEMESİ

Enver Orman, Hegel’in Mutlak İdealizmi / Değerlendiren: Sevgi DOĞAN

 

 

Scroll to Top