antikçağ

hair colour consultation form hair specialist trichologist cheap hair extensions raw hair factory indianapolis in how to sew wigs together human hair wigs uk how to apply keratin hair extensions yourself hair extensions for indian wedding human hair wigs semi permanent hair extensions shrink links hair extensions hair wigs cutting hair extensions for volume itchy scalp with hair extensions simply wigs

<< arşive dön

fd_s5_antikcag

Felsefi Düşün Sayı:5 – Antikçağ Felsefesi / Ekim 2015

Sayı Editörü: Çiğdem DÜRÜŞKEN (İstanbul Üniversitesi)

Makalelerin özetleri ve anahtar kelimeleri için lütfen ilgili makalenin ismi üzerine tıklayınız.

 

Bu Sayının Hakem Kurulu

Çağatay AŞKİT Ankara Üniversitesi)

Hasan AYDIN ( Ondokuz Mayıs Üniversitesi)

Kubilay AYSEVENER (Dokuz Eylül Üniversitesi)

Samet BAĞÇE (Orta Doğu Teknik Üniversitesi)

Fulya BAYRAKTAR ( Gazi Üniversitesi)

Nihal Petek BOYACI (Medeniyet Üniversitesi)

Fikret ÇELİK (Kırıkkale Üniversitesi)

Erdem ÇİFTÇİ ( Mersin Üniversitesi)

Tufan ÇÖTOK (Sakarya Üniversitesi)

Ahmet Emre DAĞTAŞOĞLU ( Trakya Üniversitesi)

İbrahim Safa DAŞKAYA (Sakarya Üniversitesi)

Didem DEMİRALP (Gazi Üniversitesi)

Uğur EKREN (İstanbul Üniversitesi)

Reyda ERGÜN (Kadir Has Üniversitesi)

Hatice Nur ERKIZAN ( Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi)

Tarık Necati ILGICIOĞLU (Galatasaray Üniversitesi)

Nazile KALAYCI (Hacettepe Üniversitesi)

İnan KALAYCIOĞULLARI (Ankara Üniversitesi)

Sibel KİBAR (Kastamonu Üniversitesi)

Çiğdem MENZİLCİOĞLU (İstanbul Üniversitesi)

Esra Çağrı MUTLU (Yüzüncü Yıl Üniversitesi)

Enver ORMAN (İstanbul Üniversitesi)

Mehmet Ali SARI (Pamukkale Üniversitesi)

Ahu TUNÇEL (Maltepe Üniversitesi)

Emir Hasan ÜLGER (Başkent Üniversitesi)

Mustafa YILDIZ (Erciyes Üniversitesi)

   MAKALELER

Boethius’un Tesellisinde İnsan Olmak / Bengü CENNET

Özet

Bu çalışmanın amacı Boethius’un Consolatio Philosophiae (Felsefenin Tesellisi) eserinde kurduğu mantık örgüsünde insanın yerini anlamaya çalışmaktır.  Boethius’un sürgün edildiği Pavia’da kaleme aldığı eser yaratılan üç farklı karakterle renklenmiş; mahkûm olan Boethius’un yaşamı boyunca peşinden gittiği ve iyi bir insan olmak için kendisine kılavuz edindiği Philosophia’nın (Felsefe) ışığıyla yolunu bulmaya çalıştığı bir serüvene dönüşmüştür. Ölüme mahkûm edilmiş ve kederiyle ne olduğunu bile unutan bir adamın, insanın sadece akıl varlığı olmadığını hatırlaması, yani Tanrı’nın evreni nasıl yönettiğini en baştan dinlemesi gerekmektedir. Bunun için Boethius’un tüm yaşadıkları sonucunda düştüğü insani yanılgılardan kurtulmak için kendisini ikna edişini adım adım takip edilerek, Felsefe’nin dilinden dökülen kader, en yüce iyi, adalet gibi kavramlar benzer düşünür ve felsefe okullarıyla karşılaştırılarak kısaca incelendi. Böylelikle Boethius’un diyalektik yaklaşımıyla metnin tamamında kurduğu Tanrıça Felsefe ve mahkûm Boethius, her şeyin yegâne kaynağı Tanrı ve insanoğlu karşıtlıkları açıklandı. Sonuç olarak kederden ne olduğunu dahi unutmuş olan bir insanın kendisini tekrar nasıl hatırlayabileceği, her zaman içinde taşıdığı tanrısal özü nasıl idrak edebileceği açıklığa kavuşturuldu.

Anahtar Kelimeler: Boethius, Yeni Platonculuk, teselli, insan, kader, en yüce iyi.

Platon’un Symposion’unda (Şölen) Eros’un (Aşk) Doğası Meselesi: Bir Ölümsüzlük Arzusu / Aylin ÇANKAYA

Özet

Eros’un ne olduğu sorusuna yanıt bulma çabasının insanlık tarihi kadar eski olduğunu belirtmek yanlış olmaz. Sophokles’ten Platon’a, Rousseau’dan Balzac’a, Lucretius’tan Nietzsche’ye değin birçok şair, filozof ve yazar “aşk”ın ne olduğu sorusuna yanıt aradı. Ve “aşk” kimi zaman mitolojinin kimi zaman felsefenin kimi zaman da edebiyatın araştırma alanı oldu. Eric Blondel’in Aşk isimli kitabında belirttiği üzere bazı düşünürler aşkı “birlik arayışı”, bazıları da “şehvetle gelen mutluluk” olarak tanımladılar. Aşk üzerine yapılan onca tanıma rağmen konu hala güncelliğini korumaya devam ediyor.

Aşkın doğası meselesi, Antikçağ’ın ünlü filozoflarından ayrıca tüm Batı ve İslam felsefesinin düşünce dünyasının şekillenmesinde büyük bir etkiye sahip olan Platon’un da ilgisini çekmiştir. Platon’un yalnızca aşk sorunsalını tartıştığı ünlü diyalogu Symposiondur. Symposion, Atina’nın ileri gelen kişilerinin aşk üzerine olan altı konuşmasını (Phaidros, Pausanias, Eryksimakhos, Aristophanes, Agathon ve Sokrates) içerir. Aşkın neliği tartışmaları içerisindeki en önemli konuşma aşk ile ölümsüzlük arasında kurduğu ilişki bakımından çözümleyici düşünceler öne süren Sokrates’e aittir. Fakat Sokrates konu üzerindeki düşüncelerini Mantinea rahibesi, bilge kadın Diotima’nın ağzından aktarır. Dolayısıyla bu yazı aşkın doğası ve türleri tartışmasında ağırlıklı olarak Sokrates’in aktardığı Diotima’nın konuşmasını merkeze alır. Metnin temel iddiasını ise Eros’a olan yönelimin odağında ölümsüzlüğe duyulan bir arzu olduğu fikri oluşturur. Diotima’ya göre “Aşk ölümsüzlüğün aşkı”dır. Bu düşüncenin kökleri ise Platoncu metafizik anlayışa dayanır görünmektedir. Bu bağlamda çalışmanın amacı Eros meselesinin felsefi temellerini açığa çıkarmaya çalışmaktır.

Anahtar Kelimeler: Symposion (Şölen), Diotima, Eros (Aşk), güzel, ölümsüzlük, Daimon.

Cicero’nun Siyaset Anlayışında ‘Tiran’ Kavramı Üzerine Bir İnceleme / C. Cengiz ÇEVİK

Özet

Romalı Marcus Tullius Cicero (İ.Ö.106-43) hayatı mücadelelerle geçmiş olan bir hukuk ve siyaset adamıdır. Onun ortaya koyduğu siyaset felsefesini ve her türlü siyasî fikri aktif hukuk ve siyaset deneyiminden ayrı düşünemeyiz. Büyük ölçüde Roma’nın kültürel yapısından kaynaklanan bu durum onu kendisinden önce yaşamış olan Yunan filozoflarından farklı kılarken, beri yandan güncel siyasî sorunlarla ilgili güncel görüşlerinin ve takındığı faydacı tavrın, teorisyen kimliğiyle sunduğu siyaset felsefesine özgü kabullerle ne ölçüde ilişkilendirilebileceği sorununu doğurur. Bu sorun bu çalışmanın konusu değildir, dolayısıyla üzerinde durmuyoruz. Sadece ‘tiran’ kavramının Cicero’nun De Re Publica başlıklı metnindeki siyaset felsefesi ve genel olarak diğer siyasî metinlerinde beliren, kendisinin de deneyimlediği siyaset pratiği bağlamındaki kullanım örneklerini irdeliyor ve bu kullanımların birbirlerine ne ölçüde yakınsadığını inceliyoruz. Bu bağlamda önce tiran kavramının Cicero’nun siyasî rejimler döngüsü teorisinde beliren yerini analiz ediyoruz. Bu analizi takiben Cicero’nun Gaius Verres, Piso, Catilina, Clodius, Tiberius Gracchus ve Marcus Antonius gibi siyaseten mücadele içinde olduğu Romalı figürlere yaptığı suçlamalarda tiran kavramını nasıl kullandığını ortaya koymaya çalışıyoruz.

Anahtar kelimeler: Cicero, De Re Publica, Roma, siyaset, siyaset felsefesi, tiran.

Çalışmanın Metafiziği: Hesiodos’ta Emek Fikri ve Bireyselleşme Süreci / Eyüp ÇORAKLI

Özet

İÖ yaklaşık 8. yüzyılda yaşamış bir destan şairi olan Hesiodos’a atfedilip günümüze ulaşmayı başarmış iki önemli eser söz konusudur: Theogonia (Tanrıların Doğuşu) ve Erga kai Hēmerai (İşler ve Günler). Bu eserlerin ilkinde tanrıların soyağacı çıkarılarak evrenin (kosmos) oluşumu açıklanır, başka deyişle evrenin oluşumuna ilişkin mitolojik temelli bir tasavvur (kosmogonia) ortaya konurken, diğerinde artık derlenip düzenlenmiş o evren içinde insanın varlığı sorgulanır, bir birey olarak varoluş serüveni ve yaşama mücadelesi dile getirilir, sonunda da Yunan bilgeliğinden devşirilen dinsel içerikli öğütler ve ahlaki düsturlar birbiri ardınca sıralanarak gündelik yaşama ilişkin sorunlara çözüm getirilmeye çalışılır. Söz konusu eserlerin bir bütün olarak ele alındığı ve filolojik bir yaklaşımla irdelenip felsefi bir bakış açısıyla yorumlanmaya çalışıldığı bu makalenin amacı, Hesiodos’un ortaya koyduğu çalışma (ergon) anlayışını açıklığa kavuşturmaktır. Bu bağlamda Hesiodos’ta çalışmanın nasıl yalınkat anlamından sıyrılıp emek fikrine dönüştüğü ve insanı trajik bir kavrayışa ulaştırdığı, böylelikle onu bireyselleşmenin eşiğine getirerek felsefi düşünüşe zemin hazırladığı gösterilmekte ve Hesiodos’un erken dönem Yunan düşüncesindeki yeri ve önemi vurgulanmaktadır.

Anahtar Kelimeler: Hesiodos, destan geleneği, çalışma/emek, bireyselleşme, trajik akıl, erken dönem Yunan düşüncesi.

Antik Yunan Felsefesi Bağlamında Filozofların Yetkinliği ve Bilgelik Sorunu / Mehmet GÜNENÇ

Özet

Antik Yunan’da önemli bir kavram olan özyeterlik kişinin kendi kendine yeterliğini ifade etmektedir. Bu durum özellikle filozofların etkinliğinde kendisini göstermiştir. Bu nedenle bu kavramın filozofların söz ve eylemlerinde nasıl oluştuğunu göstermek gereklidir. Bu yazıda özyeterliğin Aristoteles’in felsefi anlayışında nasıl değişim gösterdiğini belirlemeye çalışacağız. Bunun için öncelikle Herakleitos’a daha sonra da sırasıyla Sokrates ve Platon’a bakacağız. Yalnız, bu makalede belirli bir tez ortaya koymaktansa felsefenin önemli bir problemini sorularla tartışmaya çalıştık. Öncelikle bu problem dilimizde yer alan bir eksikliğe işaret etmektedir. Yunanca autarkeia/αὐτάρκεια, ile autonomia/αὐτονομία kelimeleri yakın olsa da iki ayrı anlama sahiptir. Türkçemizde ise bu özerklik kelimesiyle karşılanmaktadır. Yazı özerklik kelimesinin yetersizliğine işaret etmektedir. Bu teknik hususun yanında felsefi olarak şu soru sorulmaktadır: Filozofların hakikati öğrenme sonucu eksik kaldığında acaba gerçekten de arzuladıkları yetkinliğe kavuşmaları mümkün müdür? Bu bağlamda yazının temel iddiası Antik Yunan felsefesinde belirli filozofların hakikati öğrenme çabasının önemli olduğunu çünkü elde etme gibi bir sonucun mümkün olmadığını düşünmeleridir.

Anahtar kelimeler: Özyeter, özyetkin/özerk, Antik felsefe, bilginin istihsali, bilgelik.

Unsurlar ve Pskyhê Arasındaki Rabıtanın Kurulmasındaki Ontolojik Güçlükler / Hakan İŞÖZEN

Özet

Aristoteles doğal cismin canlı olmaklığının ilke ve nedeni olarak psykhê’yi gösterir. Psykhê’nin  doğal cismin ilke ve nedeni olmak itibariyle bilinmesi doğanın bilinmesi için ilk sırada gelir. Doğada olanlar ise unsurlar veya basit cisimlerin (su, hava, ateş, toprak) bir araya gelmesinden oluşurlar. Basit cisimler aslen yukarı ve aşağı olmak üzere iki çeşit doğrusal hareket icra ederler. Bunlara doğal hareketler de denir. Canlı ya da cansız,  doğal cisim unsurların bir araya gelmesinden oluştuğundan hareketleri de bu dört unsurun doğal hareketleri ile ilişkili olmak zorundadır. Canlı cisim hayatı haiz cisim olarak üç temel hareketle (beslenme, büyüme, bozulma) teşhis edilir. Hayatın ilkesi olarak psykhê, hayatı kendisinde potansiyel olarak barındıran cismin ilk gerçekleşmesi olarak tanımlanır. Psykhê, cisimden bağımsız bir varolan değildir. O cisimde içkin bir ilke olarak vardır. Cisimde olmak itibariyle, cismi oluşturan unsurların bileşimi ile de rabıtası olması gerekir. Bununla birlikte unsurların doğal hareketleri ile ilke ve nedeni psykhê olan hayatı haiz cismin hareketleri arasında unsurlardan kaynaklanmayan başka hareketler teşhis edilir. Teorik güçlük, unsurlar ve doğal hareketleri ile unsurlardan oluşan canlı cisimde içkin bir ilke olarak varolan psykhê’nin cisimde neden olduğu hayat hareketlerinin ilişkilendirilmesinden gelmektedir. Bu çalışma bu tür bir güçlüğün başlangıç analizi mahiyetindedir.

Anahtar kelimeler: psykhê, doğal hareket, unsur, ilke, hayat, canlı cisim.

Platon’un ve Burke’ün ‘Güzel’ Anlayışları Üzerine Bir Deneme / Gamze KESKİN YURDAKURBAN

Özet

Bu çalışma ile Platon’un ‘güzel’ anlayışı ile Edmund Burke’ün ‘güzel’ anlayışı arasında kavramsal açıdan tezatlıklar içeren bazı noktalara değinilecektir. Bu türden bir amaç için öncelikle, Platon’un, yaşantısının üç döneminde ele aldığı, Büyük Hippias, Symposion, Philebos ve Timaios adlı eserlerindeki güzel anlayışlarına yer verilecektir. Platon’un güzel ile ilgili olan görüşlerine açıklık getirdikten sonra, 19. yüzyıl İngiliz filozoflarından olan Edmund Burke’ün Güzel ve Yüce Kavramlarımızın Kaynağı Hakkında Felsefi Bir Soruşturma adlı eserinde yer verdiği güzel anlayışı ele alınacaktır. Sonuçta; Platon ve Burke’ün ‘güzel’ anlayışları karşılaştırmalı olarak ele alınacaktır. Bu bağlamda hareket noktamız; orantı, haz ve şiir sanatı üzerinden olacaktır. Ayrıca, kısaca bir tarihsel bakış açısı sunulacak ve iki düşünürün güzel anlayışlarının farkı açık kılınmak için bazı örneklendirmeler yapılacaktır.

Anahtar kelimeler: güzel, Platon, orantı, haz, Edmund Burke, sanat.

Timaios’ta Oluş ve Devinimin Nedenselliği ve ‘Neden’ Kavramının Dört Anlamı / Cengiz İskender ÖZKAN

Özet

Bu çalışma Platon’un Timaios diyalogunun bir teoloji ya da mitoloji olmaktan çok bir doğa felsefesi ya da kozmoloji olduğunu ortaya koymayı amaçlamaktadır. Timaios diyalogunda ortaya konulan nedenler ve kavramlar teolojik olmaktan ziyade, kozmolojik nedenler ve kavramlardır. Bununla birlikte Ortaçağ boyunca Platon’un en çok çalışılan yapıtı olarak Timaios hep bir teolojik eser gibi yorumlanmıştır. Bu çalışmada Timaios diyalogu kozmosun meydana gelişinin nedenselliği bağlamında ele alınmıştır. Platon’a göre oluşun nedenselliğini açıklamak birden çok nedene dayanarak olanaklıdır. Platon’un felsefesinde idealar oluşu açıklamak için gerekli olsa da yeterli birer neden olamazlar. Timaios’ta herhangi bir şeyin meydana gelişi dört tür nedenle açıklanır. İdealar oluşun tek başına nedeni olmayıp oluştaki düzenin nedeni olarak ele alınır. Dolayısıyla Platon’un ideaları varolma (oluş değil) ya da bilinme ilkeleri olarak ele alınmalıdır.

Anahtar kelimeler: oluş, varolma, neden, nedensellik, kozmos, doğa.

Quine ile Platon’un Timaios’unu Okumak / Aliş SAĞIROĞLU

Özet

Willard Van Orman Quine, bütün bilimsel kuramların aslında bir mit olduğunu ve olgularla sadece sınır bölgelerinde temas ettiklerini düşünmektedir. Platon’un bir Dünya yaratılış miti olarak gelişen Timaios diyaloğu, Quine’ın bu tezlerini eleştirel bir biçimde tartışmak için zengin imkânlar sunmaktadır. Aynı zamanda bu ilişkiyi tersinden kurmak ve Quine’ın tezlerinden hareketle Timaios diyaloğunun, bir mit değil bir bilimsel anlatı olduğunu savunmak mümkündür. Bu incelemenin sonucunda ortaya çıkan sonuca göre Platon’un idealar öğretisi, bilginin kesin bir hakikat üzerinden tarifi bakımından, Quine’ın tezlerine göre daha avantajlıdır. Quine’ın tezleri ise hakikati tüketmeksizin ona sürekli yaklaşan modern bir bilim yaklaşımı önerisi içermektedir. Bu bakımdan Quine için bir kuram, gelecekteki deneyimlerimiz hakkında başarılı öngörüler üretebildiği ölçüde bilimseldir. Platon mit ile logosu aramakta, Quine ise logos ile miti bulmaktadır. Quine göre fiziksel nesneler miti, deneyimlerin akışı hakkında yönetilebilir bir yapı oluşturmak açısından etkisi kanıtlanmış olması itibarıyla, epistemik olarak diğer mitlerden daha üstündür.

Anahtar kelimeler: İndirgemecilik, mit, epistemoloji, ontoloji, idea, analitik, sentetik, kuram, bilim.

Parrhesia: Doğruyu Söyleme Cesareti ve Eleştiri / Özgür SOYSAL

Özet

Bu çalışmanın amacı, Michel Foucault’nun, son iki yılında Collège de France’ta verdiği derslerin odağında bulunan Antik kültürde bir doğruyu söyleme biçimi olarak parrhesia pratiğine dair analizini, bu analizin Kant’ın “Aydınlanma Nedir?” metnine dair okuması aracılığıyla tarif ettiği ve kendi çalışmalarını karakterize etmek için kullandığı eleştirel felsefe pratiğiyle ilişkisini açığa çıkarmak ve tartışmaya açmak üzere sergilemektir. Bu yolda ilk olarak Foucault’nun Antik Yunan ve Roma’da parrhesia pratiğinin ayırt edici özelliklerine ve bu pratiğin modern döneme uzanan tarihsel dönüşümlerine yönelik incelemesi detaylı bir şekilde açımlanacaktır. Bu sergileme ışığında onun Antik Yunan kültürüne özgü parrhesia pratiği ve kendilik kaygısını, Kant’ın Aydınlanma kavrayışından çıkan alternatif bir yol olarak benimsediği kendi eleştiri pratiğinin kökeni olarak nasıl anladığını ve böylelikle günümüzde parrhesiastik bir eleştiri pratiği geliştirmenin en önemli kaynağı olarak göz önüne aldığını açığa vurmaya çalışacağız. Bu bağlamda Foucault’nun kendi eleştiri pratiğini Kant’ın Aydınlanma kavrayışında modern bir örneğini ya da tezahürünü bulan bir parrhesia pratiği biçimi olarak tarif etme çabasının altını çizeceğiz.

Anahtar kelimeler: parrhesia, kendilik kaygısı, doğruyu söyleme, Aydınlanma, eleştirel felsefe, Kinizm.

Tarihe Yaklaşımlar ve Tarih Felsefesinin Gelişimi Bakımlarından Antikçağ Yunan Düşüncesi ve Aristoteles / Hüseyin Fırat ŞENOL

Özet

Batı felsefe geleneğinin doğduğu ve geliştiği yer olan Antikçağ Yunan medeniyetinde tarihsel malzemenin ele alınış ve işlenişi, şiir, destan, tiyatro/tragedya, hatta felsefe gibi çoğu kez başka unsurlar dolayımıyla olsa da, bu medeniyette felsefe ve tarihin iç içe geçmiş ve birbirini sürekli besleyen iki temel kültür unsuru olduğu söylenebilir. Ne var ki, tarih felsefesinin gelişimi açısından, Antikçağ’dan çok Ortaçağ’daki gelişmelerin, özellikle de Augustinus’un ön plana çıktığı görülür. Bu yazı, 1. Aslında tarihe yönelik felsefece yaklaşımların da Antikçağ Yunan medeniyetinde filizlendiğine, başka bir söyleyişle, bugün tarih felsefesi başlığı altında tartışılan pek çok sorunun da ilk kez burada gündeme geldiğine işaret edilmesi, 2. Aristoteles’in ölümünden yaklaşık on sekizinci yüzyıl ortalarına dek etkisini sürdüren tarihe yönelik şüpheci hatta yer yer olumsuz yaklaşımların temeli olarak Aristoteles’in gösterilmesindeki eleştirilere karşı bazı sorular yöneltilmesi için bir denemedir. Bu iki amacın yerine getirilmesi yönlü deneme, Homeros’tan başlanarak Aristoteles’le süren ve sonrasında Vico’ya dek uzanan süreçte tarihe yönelik tutumlara ilişkin bazı düşünürlerden örneklerle sunulacak geniş bir özetle desteklenecektir.

Anahtar kelimeler: Historein, historia, historiyografya, tarih felsefesi, felsefe, tarih, Herodotos, Thukydides, Platon, Aristoteles.

Aristoteles’te Tragedya ve Etik: Poetika Üzerine Notlar / Serdar TEKİN

Özet

Bu yazı Aristoteles’in tragedya hakkındaki görüşlerini onun ahlak felsefesi açısından ele almayı amaçlıyor. Makalenin temel savı şu şekilde ifade edilebilir: Poetika’daki “biçimsel” tragedya analizi, büyük ölçüde, ahlak felsefesinde ortaya konmuş olan “içeriksel” bazı önkabullere dayanmaktadır ve ancak bu önkabullerden hareketle sistematik olarak anlaşılabilir. Yazı dört ana bölümden oluşuyor. İlk olarak, Aristoteles’in Poetika’da Platon’a karşı yürüttüğü örtük polemiğin ana hatlarına bakacağız. Ardından, Platon tarafından reddedilen trajik ihtimali (yani iyi veya erdemli bir insanın kendi yapıp etmeleri sonucunda mutsuzluğa sürüklenmesi veya felakete uğraması ihtimalini), Aristoteles’in neden ve hangi zeminde ciddiye aldığını tartışacağız. Bir sonraki durağımız ise hamartia veya “trajik hata” kavramı. Bu kavramın analizi, Aristoteles’in yalnızca Platon’la değil, fakat aynı zamanda trajik yazarların dünya görüşleriyle de eleştirel bir diyalog sürdürdüğünü görme fırsatı sunacak bize. Nihayet, “acıma” ve “korku” duygularını ele alarak, trajik duyguların pratik önemini, onların hem ahlaksal öğrenme süreçleriyle hem de yurttaşlıkla ilişkisi tartışacağız. Böylelikle Poetika’nın politik içerimlerini ve daha özel olarak Aristoteles’in tragedya ve demokrasi ilişkisine dair ne söylüyor olabileceğini irdeleyeceğiz.

Anahtar kelimeler: Aristoteles, Platon, Poetika, tragedya, trajik eylem, hamartia, acıma, korku, catharsis.

 

Scroll to Top