kant

hair colour consultation form hair specialist trichologist cheap hair extensions raw hair factory indianapolis in how to sew wigs together human hair wigs uk how to apply keratin hair extensions yourself hair extensions for indian wedding human hair wigs semi permanent hair extensions shrink links hair extensions hair wigs cutting hair extensions for volume itchy scalp with hair extensions simply wigs

<< arşive dön

kant_S3Felsefi Düşün Sayı:3 – Kant / Ekim 2014
Sayı Editörü: Aliye KARABÜK KOVANLIKAYA  (Galatasaray Üniversitesi)
Makalelerin özetleri ve anahtar kelimeleri için lütfen ilgili makalenin ismi üzerine tıklayınız.
Bu Sayının Hakem Kurulu

Türker ARMANER (Galatasaray Üniversitesi)

Güçlü ATEŞOĞLU (Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi)

Melih BAŞARAN (Galatasaray Üniversitesi)

Uğur EKREN (İstanbul Üniversitesi)

Mehmet GÜNENÇ (İstanbul Üniversitesi)

Tarık Necati ILGICIOĞLU (Galatasaray Üniversitesi)

Can KARABÖCEK (Kırklareli Üniversitesi)

M. Ertan KARDEŞ (İstanbul Ticaret Üniversitesi)

Enver ORMAN (İstanbul Üniversitesi)

Güncel ÖNKAL (Maltepe Üniversitesi)

Ümit ÖZTÜRK (Gümüşhane Üniversitesi)

Nebil REYHANİ (Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi)

Ahu TUNÇEL (Maltepe Üniversitesi)

Ş. Halil TURAN (Orta Doğu Teknik Üniversitesi)

Sadık TÜRKER (Kırklareli Üniversitesi)

   MAKALELER

Kant’ta Sembolizm: Estetik İdeler Aklın İdelerinin Duyusal Sunumu Olabilir Mi? / Baver DEMİRCAN

Özet

Bu makalede, Kant’ın güzelin ahlaki iyinin sembolü olduğu iddiasının çözümlenmesi yoluyla, Kant’ın sembol anlayışı ele alınmaktadır. Kant bu iddiasını, estetik yargılarla ahlaki yargılar arasındaki biçimsel benzerlikleri, yani bu yargılardaki refleksiyon faaliyetlerinin benzerliğini göstererek gerekçelendirmektedir. Bu benzerlikler zemininde, Kant’a göre güzel, ahlaki iyinin sembolik olarak duyusal sunumudur. Yani güzellik aracılığıyla, doğa alanı – duyulur dünya ile ahlak (akıl) alanı – duyulurüstü dünya arasında sembolik bir bağıntı vardır. Fakat Kant, güzelle ahlaki iyi arasındaki sembolik bağıntıyı açık bir biçimde sadece doğa güzelliği bakımından ele almaktadır. Oysa Kant’ın düşüncesi içerisinde, estetik idelerle aklın ideleri arasındaki biçimsel benzerliklerin gösterilmesiyle, bu iddianın geçerliliği güzel sanat bakımından da ortaya konulabilir.

Anahtar Kelimeler: Kant, sembol, güzel, ahlaki iyi, estetik ide

Kant’ın Transandantal Mantığı / H. Bülent GÖZKÂN

Özet

Bu yazı, transandantal mantığın genel mantıktan farkını ve transandantal mantığın zaman ile olan ilişkisini ele almaktadır. Kant, genel mantığın kavrama yetisinin bilgilerini içeriğinden soyutladığın ve düşünmenin sadece formuna baktığını belirtir. Genel mantığın bilginin tüm içeriğini soyutlaması demek, duyusallıkla bağlantılı (ki, içerik buradan geliyor) her şeyi soyutlaması, dışarı alması demektir; böylece bilgilerin birbirleri ile bağlantısında sadece mantıksal formu dikkate alması demektir. Ama duyusallık sadece a posteriori olmadığı, dolayısıyla görü de sadece empirik olmadığı için, empirik olanın zemininde saf görü de olduğu için böyle bir soyutlamada empirik görü ile saf görü arasındaki ayırım ortadan kalkar. Transandantal mantık ise düşünme itibariyle temsil edilme ilişkisinin a priori tarafını araştırır. Transandantal mantık saf düşünme ile saf görü arasındaki bağlantıyı dikkate alır, böylelikle de kavrama yetisinin saf a priori kavramlarının, yani kategorilerin zeminini inceler. Saf düşünmenin ‘objesi’ olan veya ona ‘içeriğini’ veren saf görüdür. Bu da mantığın zaman ile ilişkisinin kurulması demektir. Transandantal mantığın zaman ile olan ilişkisine yakından bakmak ise Kant’ın transandantal felsefesinin Kant öncesi geleneksel metafizikten kopuşuna ışık tutacaktır.

Anahtar Kelimeler: Genel mantık, transandantal mantık, temsil, zamansallık.

Tezahürleri Sahiden Bilebilir Miyiz? / Aliye KARABÜK KOVANLIKAYA

Özet

Kant’ın hem teorik hem pratik düşüncesi “Bilen bilineni belirler” hipotezini ve “Hissetme ile müdrike iki ayrı bilme yetisidir” kabulünü temel alır. Kant bu hipoteze bağlı olarak şeylerin kendilerinin değil ancak tezahürlerinin bilinebileceğini iddia eder. Tezahür hissetme yetisinin a priori formları olan uzay ve zamana uygun olarak alınan temsildir. Bu çalışmada, Kant’ın çizdiği sınırlar dikkate alındığında, tıpkı şeylerin kendileri gibi tezahürlerinin de bilinemeyeceği öne sürülüyor. Bir düşünme, dolayısıyla hüküm verme yetisi olarak müdrike, tezahürün bilincine ancak kendi şartları olan kategorilere göre varabilir. Tezahürü alan yeti ile bilincine varan yetinin ayrı olması, bilincin tezahüre tezahür olarak erişememesinin nedenidir.

Anahtar kelimeler: bilgi, kendinde şey, tezahür, hissetme, muhayyile, bilinç

Kant’ta A Priori İki İlke: Ortak Duyu ve Ahlak Yasası/ Berfin KART

Özet

Kant’ın estetik görüşü, bilgi ve etik görüşleri arasında bir köprü görevi görmektedir. Sanatı ya da sanat eserini bir taklit olarak değil insanın ürettiği şey olarak gören Kant, estetik kuramında, ‘güzel sanat’ ya da ‘güzel bir sanat eseri’ dememizi, benim güzel dediğim bir nesneden aldığım hazzı başkasının da almasını sağlayan ilke ya da kuralın ne olduğunu sorgular. Kant’a göre, güzeli değerlendirmeyi ve yargılamayı, yani estetik yargıya varmayı sağlayacak olan yeti olarak ‘beğeni’, bir ilke aracılığıyla nesnel olarak tasarlanan öznel bir zorunluluktur. Kant bu ilkeye ‘ortak duyu (sensus communis)’ der. Kant hem etik hem de estetik kuramında belirli bir ilkenin ya da yasanın vurgu yapar. Kant’ın estetik kuramında dile getirdiği ‘ortak duyu (sensus communis)’ etik kuramında dile getirdiği ahlak yasasıyla kimi bakımlardan benzerlik taşımaktadır. Bu yazıda, Kant’ın eylemlerimiz için bir ölçüt sunan a priori ahlak yasası ile estetik yargıda bulunmayı sağlayacak olan ‘ortak duyu’ ilkelerinin benzerlikleri üzerinde durulacak, ayrıldıkları yanlar varsa bunların neler olduğu gösterilmeye çalışılacaktır. Bu bağlamda, Kant’ın estetik kuramının temel kavramları, sanatın ve sanat eserinin neliği; beğeni, güzel ve haz arasındaki ilişki açıklanmaya çalışılacaktır.

Anahtar Kelimeler: Kant, estetik, sanat, güzel sanat, beğeni, yüce, ortak duyu, ahlak yasası.

Kant’ın Etik Anlayışı ve Radikal Kötülük Mefhumu / İmge ORANLI

Özet

Immanuel Kant radikal kötülük mefhumunu Sadece Aklın Sınırları İçinde Din adlı geç dönem eserinde ortaya koymaktadır. Bu mefhum, adı geçen eserin ilk makalesi olan “Kötü İlkenin İyinin Yanında Barınması ya da İnsan Doğasındaki Radikal Kötülük Üzerine”de ortaya konduğu ve 1792’de Berlinische Monatsschrift’de yayımlandığından beri Kant okurları tarafından hem ilgiyle karşılanmış hem de kafa karıştırıcı bulunmuştur. Bu kafa karışıklığını gidermek için birçok girişim olmuştur. Bu makalede Kant’ın radikal kötülük kavrayışı ile ilgili çeşitli yorumları ele alarak, bu yorumların geçerliliğini inceliyorum. Bu incelemede, radikal kötülük mefhumunun Kant’ın ahlak felsefesini ortaya koyduğu Ahlak Metafiziğinin Temellendirilmesi ve Pratik Aklın Eleştirisi gibi erken dönem eserlerinde geliştirdiği irade ve özgürlük anlayışları ile bağlantısını gösteriyorum. Kant’ın özgürlük ve iradeye dair geliştirdiği argümanların kötülük düşüncesinin temelinde olduğunu, ve bu nedenle de, erken dönem ve geç dönem ahlak anlayışında iddia edildiği gibi bir gerilim olmadığını iddia ediyorum. Kant radikal kötülük ile kötülüğü insan doğasına ait bir yatkınlık olarak tarif ederken aslında erken dönem ahlak felsefesi açısından da gerekli bir tez ortaya koyuyordu. Dolayısıyla, Kant’ın erken dönem ahlak eserleri ile Sadece Aklın Sınırları İçinde Din arasındaki ilişkiyi göstermekteki amacım Kant’ın ahlak felsefesinin temelinde bulunan koşulsuz buyruk doktrininin insanın doğasında bulunan kötülüğe eğilimle doğrudan ilişkisi olduğunu savunmaktır.

Anahtar kelimeler: kötülük, irade, özgürlük, ahlak yasası, maksim

Hegel’in Saf Aklın Eleştirisi Yorumuna Dair Bir İnceleme / Umut ÖKSÜZAN

Özet

Bu çalışmada Hegel’in eserlerinde ve felsefe tarihini konu eden derslerinde Kant’ın Saf Aklın Eleştirisi başlığını taşıyan eseri hakkında yaptığı çözümlemeler ve yorumlar “transandantal idealizmin mutlağın bilgisinde ne ölçüde koruma altına alınarak aşılabileceği” sorusuna yanıt arayan bir tartışma çerçevesinde incelenmektir. İlk bölümünde Hegel’in İman ve Bilgi başlıklı eserinde Kant’ın eleştirel felsefesini ele aldığı genel bağlam olan Aydınlanma düşüncesinin temel savlarına ilişkin yaptığı açıklamalar ve eleştiriler ana hatlarıyla sunulmaktadır. İkinci bölümünde ise Hegel’in Felsefe Tarihi Dersleri ve Felsefi Bilimler Ansiklopedisi başlıklı eserlerinde Saf Aklın Eleştirisi’ne yönelttiği eleştiriler aynı eserin sırasıyla transandantal estetik, transandantal mantık ve transandantal diyalektik bölümleri hakkında bilginin nesnelliği ve sonluluğu sorunu çerçevesinde yapılan çözümlemelerin ve yorumların ışığında açıklanmakta ve karşılaştırmalı bir yaklaşım izlenerek bu bölümlere yapılan göndermelerle tartışılmaktadır. İlk iki bölümde elde edilen sonuçlardan hareketle çalışmanın son bölümde Hegel tarafından hakikatin veya mutlağın bilgisi düzeyine tinin erişimini açıkladığı iddia edilen kuramın transandantal idealizmi aşamadığı, aksine rasyonel teolojiyi yeniden canlandıran metafizik bir kuram olduğu savı ileri sürülmektedir.

 

Anahtar kelimeler: Bilgi, temsil, mutlak, düşünce, akıl, transandantal idealizm

Aykırı Nesneler ve Kant Felsefesinin Sınırları / Asım Aliş SAĞIROĞLU

Özet

Bu çalışmada Robert Hanna’nın, “Kant’ın Kavramcılık Karşıtlığı, Aykırı Nesneler ve B Dedüksiyondaki Açık” adlı makalesi tanıtılmakta ve eleştirel bir biçimde değerlendirilmektedir. Hanna’ya göre, müdrikenin kavramlar altında yakalayamadığı görü nesneleri Kant’ın düşüncesinde mümkündür ve bu nokta B Dedüksiyonda göz ardı edilemeyecek güçlüklere yol açmaktadır. Yazar, Kant’ın transandantal idealizminin terk edilmesi ve B Dedüksiyonunun farklı bir yorumuyla bu güçlüklerin hafifletilebileceği kanısındadır. Bizim değerlendirmemize göre Kant’ın kavram karşıtlığı daha önemli sorunlara yol açar ve B Dedüksiyonun kısmen gözden geçirilmesiyle giderilemez. Makalenin en son bölümü, söz konusu güçlüklerin farklı boyutlarını göstermek amacıyla kavramcıların ve kavramcılık karşıtlarının tezlerini karşılaştırmakta ve eleştirel bir tartışmaya davet etmektedir.

Anahtar kelimeler: Fenomen, görü, bilgi kuramı, İdealizm, Kant, kavram, kavramcılık, kavramcılık karşıtlığı, müdrike, nesne, yargı

Kant’a Dönüş: Yargıgücü, Gadamer ve Hermeneutik/ Murat SATICI

Özet

Çağdaş felsefe modernleşmeyi ve modern felsefeyi bilimsel, sosyolojik, politik ve estetik sonuçları açısından eleştirir. Kant’ın teorik ve pratik akla ilişkin incelemelerinden ve aklın, eylemin ve estetiğin saflaştırılmasını içeren sonuçlarından dolayı, eleştiriler kaçınılmaz olarak Kant’ın felsefesine yönelir. Kant’ın felsefesi modernleşmenin ve modern felsefenin şekillenmesine katkı sağladığından, modernleşmeyi ve modern felsefeyi eleştirmek Kant’ı ve onun felsefesini eleştirmek anlamına gelir. Modernleşme ve modern pratik felsefeye ilişkin bu eleştiriler içerisindeki güçlü ve etkili bir yaklaşım olan ve ‘Kant’a dönüş’ olarak adlandırılan yaklaşım, zengin felsefi tartışmalar ortaya çıkarmıştır.

Bu çalışmada, Kant felsefesini ve onun bu ‘dönüş’ bağlamında çağdaş felsefeye etkisini ele alacağız. Bunu yaparken Gadamer’in Kant’ın felsefesine ilişkin eleştirisine başvuracağız. Gadamer’in Kant’a itirazları, “ ‘anlama’nın ne olduğu” sorusuna ilişkin onun teorik felsefesini ve “insanların nasıl bir arada yaşayabilecekleri” sorusuna ilişkin pratik felsefesini eleştirme niyetindedir. Gadamer yukarıda bahsettiğimiz sorulara cevap vermek için ‘hermeneutik’ yaklaşımı kullanır. Kant’ın Gadamer’e etkisini ve Gadamer’in Kant’a eleştirisini açık kılmak için Kant’ın pratik felsefesini ve pratik aklın saflaştırılması, beğeni, estetik yargı, güzel, sanat kavramlarını ve öznelerarasılığı içeren sensus communis kavramsallaştırmasını inceleyeceğiz. Daha sonra Gadamer’in hermeneutik felsefesini Aydınlanma, aklın saflaştırılması ve Kantçı sanat eseri kavramına eleştirileri açısından inceleyeceğiz. Kant ve Gadamer’in felsefi yaklaşımları içerisindeki ‘bir arada yaşam’ ve ‘öznelerarasılık’ sorunlarına ilişkin cevapları arayacağız. Son olarak ‘Kant’a dönüş’ içerisindeki diğer bazı düşünürler tarafından da tartışılan bu meselelere ilişkin farklı yaklaşımlara işaret edeceğiz.

Anahtar kelimeler: Kant’a dönüş, Aydınlanma, yargıgücü, hermeneutik, estetik, sanat, iletişim.

Düşünenin Düşünüyorum’da Düşündüğü: Kant’ın Cogito Eleştirisi / Coşkun ŞENKAYA

Özet

Kant’a göre Düşünüyorum rasyonel psikolojinin tüm bilgisini ondan türettiği temel önermedir. Kant, düşünenin bir Ben olduğu, dolayısıyla kendini bir düşünen olarak bildiği biçiminde özetlenebilecek olan bu yaklaşımın, Kant’a göre, Ben’in kendini kendinde olduğu gibi kavraması için gereken çeşitlinin salt kendinin bilinci üzerinden verileceği bir entelektüel görüyü varsaydığını düşünür. İyi bilindiği üzere, Kant için ise, bizim görümüz salt duyusal olduğu ölçüde, Düşünüyorum yalnızca düşünme fiilinin bir temsilidir ve bu fiilin bilinci, görünün koşullarından bağımsız olarak bir kendinde Ben’in bilgisinin kaynağı yapılamaz. Bu çalışmada, Kant’ın Cogito eleştirisini, Descartes’ın argümanı ışığında inceliyoruz ve bu eleştirinin iki düşünürün genel olarak nesnelliğe yaklaşımlarındaki fark açısından anlaşılması gerektiğini göstermeye çalışıyoruz.

Anahtar kelimeler: Ben, görü, düşünce, sentez, çeşitli, bilinç, yargı, birlik

Günümüz Sorunları Karşısında Kant Etiği Çaresiz Midir? / Harun TEPE

Özet

Kant etiği bugün de etik tartışmaların merkezinde yer alıyor, ama genellikle karşı çıkılan, eleştirilen bir görüş olarak. Eleştirenlerin kimileri onu etiği kişiyle veya insanla sınırlandırmakla, doğayı etik dışı tutmakla suçluyorlar. Geleneksel etikten farklı olarak doğayı da etik bir kategori olarak gören yeni bir sorumluluk etiği ortaya koyan Hans Jonas bunların başında geliyor. Kant etiğinin transsendental pragmatik dönüşüme ihtiyacı olduğunu ve onun zihniyet etiğinin sorumluluk etiğine dönüştürülmesi gerektiğini söyleyen K. Otto Apel de bu eleştiriyi yapanlar arasında yer alıyor. Jonas’ın görüşlerine paralel biçimde teknolojideki dönüşümün sonucu olarak insanın yapma gücündeki artışın yeni bir sorumluluk etiği gerektirdiğini, Kant etiğinin bu talebi karşılamada yetersiz kaldığını ileri sürüyor Apel. Bu yazıda bu eleştiriler ele alınarak, Kant etiğinin bu eleştiriler karşısındaki durumu, iddia edildiği gibi günümüzün yeni sorunları karşısında çaresiz kalıp kalmadığı tartışılıyor. Eleştirilerde kimi haklı yanlar olmasına karşın Kant etiğinin bugün de önemli bir etik görüşü olduğu, özellikle bir kişinin eyleminin değerlendirilmesi söz konusu olduğunda, vazgeçilmesi güç bir görüş olduğu savunuluyor.

Anahtar kelimeler: Kant etiği, Hans Jonas, zihniyet etiği, sorumluluk etiği, Karl-Otto Apel,  geleneksel etik, yeni etik

Kant’ın Ahlak Felsefesinin Rousseau’daki Kökleri: Vicdan-İstenç-Akıl Birliğinden Aklın Birliğine/ Özlem ÜNLÜ

Özet

Aydınlanmanın en ısrarcı felsefi sorunlarından biri, kuşkusuz, bireysel özgürlük ve siyasi özgürlük arasındaki gerilimin yatıştırılması sorunudur. Rousseau, bu iki özgürlük deneyimi arasındaki çatışmayı, vicdan-istenç-akıl birliğinin yasası olan genel istenç kavramıyla önlerken, Kant aynı çatışmayı ahlak yasası kavramını geliştirerek gidermiştir. Bu çalışmanın amacı, Kant’ın özgürlük formülasyonunun Rousseau’nun ahlak ve siyaset görüşleriyle nasıl bir ilişkisi olduğunu incelemektir. Bu metinde Rousseau’nun kişileri özgür olmaları dolayısıyla, siyasi bütün ile sınırlandırması girişimiyle, Kant’ı ahlak yasası arasında bir geçiş sunacağım. Bu da bizi kaçınılmaz olarak Kant’ın, Rousseau’dan miras kalan bir kavram olan vicdanı bertaraf edişini ve aklın birliğinin tesisini incelemeye götürecektir.

Anahtar kelimeler: Kant, Rousseau, özgürlük, vicdan, istenç, akıl

Zamansız Eylem: Özgürlüğün Sonuçları Üzerine/ Yusuf YILDIRIM

Özet

Kant özgürlüğün ahlak ilkesinin nedensel etkinliği olduğuna inanmıştır. Ayrıca, eylemlerimizin aklî nedenleri oluşu ile Deneyimin İkinci Analojisinde ifade ettiği doğal nedensellik ilkesini birbiriyle bağdaşabilir ilkeler olarak görmüştür. Ama, Kant’ın doğa ve özgürlüğün bağdaşabileceği yönündeki argümanları, en insaflı okur için bile tartışmalı ve açık olmaktan uzaktır. Bu yazıda Kant’ın çözümünü sadece zamanın idealitesi üzerine kurulu bir argüman olarak değil, aynı zamanda farklı zaman belirlenimlerinin doğası üzerine kurulu bir argüman olarak sunmaya çalışıyorum. Kant’ın çözümü her ne kadar basitçe özgür insan etkinliğini, aklî bir karakterin eylemi olan numenal bir nedensellik biçimde sunmaktaysa da, bu haliyle anlaşılır olmaktan ve insan eylemleri açısından bir anlam taşımaktan uzak gibi görünür. Ben burada Kant’ın argümanının geçerli olduğuna inandığım bir biçimini ve içerdiği metafizik sonuçların pratik açıdan mütevazı bir yorumunu sunmayı deniyorum.

Anahtar kelimeler: zaman, özgürlük, nedensellik, yasa, mutluluk

 

   ÇEVİRİ

Kästner’in Makaleleri Üstüne / Çeviren: Çağlar KOÇ

Immanuel Kant, “Über Kästners Abhandlungen”, Gesammelte Schriften, 20.cilt, Deutschen Akademie der Wissenschaften zu Berlin, (Berlin: de Gruyter, 1900-), 410-423’ün Türkçe çevirisidir..

 

 

Scroll to Top