sayı 1

hair colour consultation form hair specialist trichologist cheap hair extensions raw hair factory indianapolis in how to sew wigs together human hair wigs uk how to apply keratin hair extensions yourself hair extensions for indian wedding human hair wigs semi permanent hair extensions shrink links hair extensions hair wigs cutting hair extensions for volume itchy scalp with hair extensions simply wigs

<< arşive dön

Felsefi Düşün Sayı:1 / Ekim 2013
Makalelerin özetleri ve anahtar kelimeleri için lütfen ilgili makalenin ismi üzerine tıklayınız.
Analitik Etiğin Babası Kimdi? George Edward Moore’un DNA Testi / Sergio CREMASCHI - Çeviren: Hatice Altıntaş

Özet

Bu çalışmada, Moore’un erken dönem denemeleri ile Principia Ethica’nın ilk ve son versiyonlarının içinde biçimlenmiş olduğu fikirler, kaygılar ve niyetlerin arka planını yeniden kurmaya çalışıyorum. İdealist mirasın olduğu kadar dini kaygıların rolüne de vurgu yapıyorum. Principia Ethica’nın, yeni bir Etik okulun paradigması, hatta birlik içindeki bir eser olmaktan ziyade, farklı görüşlerin bir araya yamandığı bir çalışma olduğunu iddia etmekteyim. Rashdall’ın neredeyse çağdaş denilebilecek etik çalışması ile bir karşılaştırmayı da ekleyerek, bu ikincinin aynı genel iddiaları farklı şekilde savunduğunu, bunu yaparken de ciddi itirazlara daha az kapı araladığını öne sürüyorum. Sonuçta makaleyi Analitik Etiğin ortaya çıkışının yaygın görüşün bizi inandırmaya çalıştığından daha belirsiz bir fenomen olduğunu ve sapla samanı ayırarak, bu geleneğin gerçek özü olan mantığın felsefede oynadığı rol ile Faydacılığın ve Idealizmin uyuşmaz ve kafa karışıklığı yaratan miraslarını ayrıştırmaya çalışarak bağlıyorum.

Anahtar Kelimeler: George Edward Moore, Hastings Rashdall, analitik etik, faydacılık, natüralistçe yanıltmaca, din.

Who was the Father of Analytic Ethics? George Edward Moore’s DNA Test / Sergio CREMASCHI

Abstract

I reconstruct the background of ideas, concerns and intentions out of which Moore’s early essays, the preliminary version, and then the final version of Principia Ethica originated. I stress the role of religious concerns, as well as that of the Idealist legacy. I argue that PE is more a patchwork of rather diverging contributions than a unitary work, not to say the paradigm of a new school in Ethics. I add a comparison with Rashdall’s almost contemporary ethical work, suggesting that the latter defends the same general claims in a different way, one that gives way to less fatal objections. I end by suggesting that the emergence of Analytic Ethics was a more ambiguous phenomenon than the received view would make us believe, and that the wheat (or some other gluten-free grain) of this tradition, that is, what logic can do for philosophy, has to be separated from the chaff, that is, the confused and mutually incompatible legacies of Utilitarianism and Idealism.

Keywords: Moore, George Edward; Rashdall, Hastings; analytic ethics; utilitarianism; naturalistic fallacy; religion.

Günümüz Yaşama Anlayışlarında Etkin Bir Kavram Olarak Faydacılık ve “Genelin Mutluluğu” İlkesinin Sorunsallığı Üzerine Bir Deneme / Çiğdem DEMİR

Özet

Sofistlerle başlayan Faydacı Ahlak görüşü kapitalizmin iktisadi idealleri doğrultusunda kabuk değiştirerek gelişimini sürdürmüş ve Sanayi Devrimi’yle birlikte “laissez-faire” doğrultusunda yorumlanmıştır. Faydacılık, bünyesinde “iktisadi bireycilik”, “öz çıkar”, “mal mülk edinme tutkusu”, “Genelin Mutluluğu” gibi kavramlara yer verdikçe, dönemin egemen iktisadi ve siyasi yöneliminin savunuculuğunu üstlenmiştir. “En fazla sayıda insanın en yüksek mutluluğu” prensibiyle şekillenen Faydacılığın, bireyin mutluluğuna değil, toplumun mutluluğuna odaklanan bir felsefe olduğu düşünülmektedir. Hâlbuki Faydacılık, “mutluluk” kavramını nicelleştirilebilir bir kavram olarak değerlendirir ve “Genelin Mutluluğu”nu da matematiksel bir işlemmiş gibi ele almaktadır: Tek tek bireylerin mutluluğunun toplamından genelin mutluluğuna ulaşılır. “Genelin Mutluluğu” içeriği belirsiz bir kavramdır; bu nedenle de siyasi liderlerin aldıkları kararları gerekçelendirmede kullanmalarına oldukça elverişlidir. “En fazla sayıda insanın en yüksek mutluluğu” ilkesi insanın, maliyet-fayda analiziyle değerlendirilme tehlikesini de beraberinde getirmektedir. Aynı zamanda Faydacılık “doğruluk” kavramı için kendisinden başka hiçbir kriter sunmayarak, “Her şey yapılabilir” ilkesini içtenlikle korumaktadır. Böylelikle, Faydacılık çıkar gruplarına ya da siyasi liderlere istediklerini elde etmek için güç kullanmada felsefi bir dayanak oluşturmaktadır; zira çok yakın tarihimiz bile, “Genelin Mutluluğu ya da Çıkarı” neden gösterilerek, insan haklan ihlallerinin haklı gösterilmeye çalışılmasının örneklerini içerir. Araştırmamın hareket noktası da günümüz “ileri sanayi toplumları”na egemen olan siyaset anlayışının, kitle kültürünün, bireyciliğin temelinde bulunan bir felsefi anlayışı irdelemekti. Günümüzde Faydacı ve Pragmatik birey ve toplum anlayışı, yabancılaşma, tüketim toplumu ve kitle kültürüne, kavramların araç haline getirilmesine elverişli argümanlar sunmaktadır.

Anahtar kelimeler: Faydacılık, John Stuart Mill, Jeremy Bentham, Genelin Mutluluğu, Hazcılık.

Özgürlüğün Vaad Edilmiş Toprakları ve ‘Kendiliğinden Düzen’ Serabı / Dionysis DROSOS - Çeviren: Gökhan Murteza

Özet

‘Kendiliğinden düzen’ düşüncesi, Hayek’in yorumladığı şekliyle, neoliberal özgürlük kavrayışında ana önemdedir. Böylesi bir düşünce, Hayek’in totalitarizme yol açan ‘yapısalcılık’ olarak isimlendirdiği şeye, modern pazar toplumunun genel yönetsel ilkesi olacak şekilde liberteryen bir alternatif olarak ortaya koyulmuştur. Bu kavrayışta, pazar, toplumsal düzenin hem anlaşılması hem de inşasında mükemmel bir model sağlamaktadır. Bu makalenin amacı, a) ‘kendiliğinden düzen’ kavramının neoliberal kullanımının uygunluğunu, bu düşüncenin bambaşka bağlamlarda ifade edilmiş teorileştirmelere kadar geri giden kaynaklarını keşfe çıkarak incelemek, b) söz konusu ilkenin ‘kendiliğindenliği’ni, diğer bir deyişle pazarın düzeninin herhangi bir ‘yapısalcı’ öğenin yardımı, yani hükümet müdahaleciliği olmaksızın kendi kendine yeterliği iddiasını soruşturmak ve c) sonuçta ortaya çıkan şeyin ‘düzenliliği’ni, ciddi toplumsal karışıklıklar, istikrarsızlaştırma ve demokratik açıkların da genel düzen, ahenk ve özgürlük ortamına nazaran oluşmasının daha büyük ihtimal olduğunu akılda tutarak sorgulamak olacaktır.

Anahtar Kelimeler: Neoliberalizm, Kendiliğinden Düzen, Pazar Toplumu, Hayek, Adam Smith

The Promised Land of Liberty and The Mirage of ‘Spontaneous Order’ / Dionysis DROSOS

Abstract

The idea of ‘spontaneous order’ is of fundamental importance to the neoliberal conception of liberty, as construed by Hayek. Such an idea is supposed to provide a libertarian alternative to what Hayek names ‘constructivism’ leading to totalitarianism, as a general organizational principle for a modern market society. In this conception, market provides the model par excellence for both the understanding and building of social order. The following paper, is an effort: a) to question the relevance of the neoliberal usage of the notion of ‘spontaneous order’, exploring the origins of the idea, which hark back to theorizations conceived in substantially different contexts, b) to question the ‘spontaneity’ of the aforementioned principle, i.e. its pretension that the market order could be self-sufficient, without any assistance from ‘constructivist’ elements, namely government interventionism, and c) to question the ‘orderliness’ of the outcome, suggesting that serious social disorders, destabilization, and democratic deficit are more likely to occur than general order, harmony and freedom.

Keywords: Neoliberalism, Spontaneous Order, Market Society, Hayek, Adam Smith

Thomas Hobbes’tan Adam Smith’e Adalet Kuramının Aydınlanmacı Harekette Dünyevileştirilmesi ve Dönüştürülmesi /Doğan GÖÇMEN

Özet

Yazının amacı Aydınlanmacılığa ilişkin olumlu bir kavrayış kazanmaktır. Bu, yazıda Aydınlanmacılık özgürlükçü bir hareket olarak ortaya konarak gerçekleştirilmeye çalışılıyor. Aydınlanmacı hareket açısından dünyada özgür olmanın ve özgürlükçü olabilmenin önkoşulu, insanın dünyaya bakışının dünyevileştirilmesidir. Aydınlanmacı hareket, adalet kuramını nasıl dünyevileştirmiştir ve dönüştürmüştür? Bu sorunun yanıtı, yazıda bu genel çerçeveye oturtularak ve Thomas Hobbes’un ve Adam Smith’in belli başlı eserlerine yakından bakılarak verilmeye çalışılır. Bu bağlamda özellikle David Hume ile Adam Smith arasında gelecek perspektifi konusunda gözlenen gerilim, daha ileri tartışmalar için verimli kılınmaya çalışılmaktadır.

Anahtar kelimeler: Aydınlanmacılık, özgürlük, adalet, ütopya, dünyevileştirme

Aristoteles’te Madde / Çağlar KOÇ

Özet

Aristoteles felsefesinde “madde” kavramının oynadığı rolü tartışan eldeki yazı beş bölümden meydana geliyor. Birinci bölümde Richard Sorabji’nin Madde, Uzay ve Hareket adlı eserinde Aristoteles’in madde anlayışına getirdiği yorumdan hareketle konuya genel bir giriş yapıldıktan sonra, ikinci bölümde töz ile madde arasındaki bağlantıda ortaya çıkan önemli bir güçlüğün üzerinde duruluyor. Üçüncü bölüm Aristoteles’in dört öğe öğretisi karşısındaki konumunu netleştirme amacını güderken, dördüncü bölüm maddeyi Aristoteles’in gözünde kinesis’in (hareketin) ilkesi yapan temel sebepleri ele alıyor. Beşinci ve son bölümde ise makalenin sonucu saptanıyor.

Anahtar kelimeler: madde, Aristoteles, töz, değişim, dört öğe, hareket

Franko Diktatörlüğü Süresince Filozof Julián Marías’ın Denemelerinde İspanyol Aydınlanması / Roberto RODRIGUEZ MILAN - Çeviren: Gökhan Murteza

Özet

18.yy İspanyol Aydınlanması ulusal gelenek ile Avrupa modernitesi arasında dengeli bir uyum arayışı içinde olmuştur. Genel doğası –ölçülü hedefleri, siyasal ve dini kuruluşlara saygısı, temsilcilerinin pek çoğunun din adamı statüleri- gereği, bu oluşum “İspanyol Hıristiyan Aydınlanması” olarak da bilinir. Ancak kendisine temel teşkil eden fikirlerin yabancı kaynaklı oluşu ve modernleşmeye adanmışlığı, milliyetçi geleneğe –dine ve onun doktrinlerine, kurumlarına ve bilgisel araçlarına- karşı bir tehdit olarak algılanmıştır. Fransız Devrimi de bu korkuları ve sonrasında İspanya’da 20.yy.’a dek sürecek olan Aydınlanma düşmanlığını kuvvetlendirmiş gibi görünür. İspanyol İç Savaşı bitiminde, 1939’da, ülkeye dayatılmış olan diktatörlük, en gerici şekliyle milliyetçi gelenekselciliğin nihai zaferini temin etmiştir. Böylesi bir tarihsel bağlamda, Katolik liberal filozof ve siyasal muhalif Julián Marías, entelektüel çabalarının bir kısmını İspanyol Aydınlanması ve onun amaçlarını geri getirmeye adamıştır.

Anahtar Kelimeler: İspanyol Aydınlanması, Gelenekselcilik, Julián Marías, Deneme, Moratín, Jovellanos, III. Carlos, Diktatörlük

The Spanish Enlightenment in the Essays of Philosopher Julián Marías during the Francoist Dictatorship / Roberto RODRIGUEZ MILÁN

Abstract

The 18th century Spanish Enlightenment seeks a compatible balance between national tradition and European modernity. Because of its general nature –moderate goals, respect for the political and religious establishment, clerical status of many of its representatives– it is also known as “Spanish Christian Enlightenment”. However, the foreign origin of its ideas and its commitment with modernization are perceived as a threat against the national tradition –religion and its doctrines, institutions and knowledge tools. The French Revolution seems to confirm those fears and the hostility against the Enlightenment lasts in Spain until the 20th century. At the end of the Spanish Civil War, in 1939, the dictatorship imposed on the country seems to ensure the final victory of the national traditionalism most reactionary version. In such a context the catholic liberal philosopher and political dissident Julián Marías dedicates part of his intellectual efforts to revisit and recover the Spanish Enlightenment and its goals.

Key Words: Spanish Enlightenment, Traditionalism, Julián Marías, Essay, Moratín, Jovellanos, Carlos III, Dictatorship

 

Adorno’nun MINIMA MORALIA’yı 'Sunuş'u / Enver ORMAN

Özet

Bu yazıda, Adorno’nun Minima Moralia’sının “Sunuş”u, genel olarak kitabın içeriğini ve yazarının ruh halini anlamak açısından ele alınıp tartışılmaktadır. Bu bağlamda, sözkonusu ‘Sunuş’ta Adorno’nun Hegel’e yönelttiği bazı eleştiriler gözönüne alınarak, iki filozofun temel felsefi yönelimleri karşılaştırılmaktadır. Bu karşılaştırma Adorno’yu anlamak açısından oldukça anlamlı ve değerlidir.

Anahtar Kelimeler: Adorno, Hegel, Minima Moralia, Negatif Diyalektik, Aforizma.

Platon’un Devlet’te Dikaiosynē Kavramını Kullanışı / Eylem YOLSAL MURTEZA

Özet

Platon her biri tek bir erdemin konusu olan birçok diyalog yazmasına rağmen, yalnızca dikaiosynē için on bölüme ayrılmış kitap uzunluğunda bir diyalog yazmıştır. Devlet adlı bu kitabında dikaiosynēnin ne olduğu ve elde edildiğinde yararlarının ne olacağı üzerinde durulmuştur. Dikaiosynē modern dillere çevrildiğinde sıklıkla adalet bazen de doğruluk ile karşılanan Antik Yunanca bir sözcüktür. Fakat birçok yorumcuya göre kavramın böyle karşılanmasında bazı sorunlar vardır. Bizi bu soruna götüren Platon’un kendisi olduğu gibi, bu belirsizliği ilk sezenlerden biri de Aristoteles’tir. Bu makale, dikaiosunēnin basit bir çeviri sorunu olmaktan öte, büyük bir filozofun bir kavramı şekillendirme çabası olduğunu yansıtmaya çalışacaktır. Bunun yanında, Platon’un dikaiosynēyi tanımlarken hangi kavramlardan (dike ve sophrosyne) neleri ödünç aldığını göstermeye ve bu çabanın onun düşüncesindeki yerini de belirlemeye çalışacağız.

Anahtar Kelimeler: Platon, Devlet, adalet, doğruluk, ölçülülük

 

Scroll to Top